info@ellidokuz.com
Dolar Alış
:
6.0762
Dolar Satış
:
6.0872
Euro Alış
:
6.7819
Euro Satış
:
6.7941
Aranıyor, lütfen bekleyiniz...

Er Rahman - 1

G E L D İ M...
 
 
Ben ben dedim bu güne kadar
Hayal benliğin neye yarar  
Haydi yeter karar ver karar  
Benliğini atmaya geldim.
 
Gaflet oyalıyor gün be gün  
Ne yaparsan senindir bu gün  
Dün geçti yine çok hızlı dün  
Perdeni açmaya geldim.
 
 
Adem’i bil önce adından  
Neler ulaşır bak katından  
Dini haberleri batından  
Sırr’ı Ademi açmaya geldim.
 
İbrahimi anla sözünden  
Nasıl da yalvardı özünden
 Tevhid bak onun gözünden  
Ka’be’ni yeniden kurmaya geldim.
 
Tûr’da Musaya ulaştınsa  
Muhabbet nuruna bulaştınsa  
Kızıl denizi bu gün aştınsa  
Vadii eymen’de buluşmaya geldim.
 
Rabbine döndür de yüzünü  
Görmek için kendi özünü  
Kaçırmadan vuslat gününü  
İrcii’ye davete geldim.
 
Aç da gönlünü Hak’tan yana
Ne lütuflar olur bak sana
Kalmayasın sakın ha sona
Ve nefahtü’den vermeye geldim
  
Nefs-i Meryemden Ruh’u İsa’yı
Meydana getir bu harikayı  
Tabir eyle şu ru’yayı  
Fenafillah-ı yaşatmaya geldim.
 
Muhammedî olmak istersen  
Ne olur biraz gayret göstersen  
Aç gönlünü hemen dilersen  
Nur-u Muhammediden çoşup 
                                   taşmaya geldim.
 
Bu aleme bakıp deriden  
Oynat kendini yerinden  
Dönemezsin bak şef erinden  
Semme vechullahı açmaya geldim.
 
Mükerrem kıldı seni de Hak  
Tanı kendini ayağa kalk  
Nasıl mübareksin bak da bak  
Tac-ı Kerremna’yı takmaya geldim.
 
Toplandı huzurda aşıklar  
Ne sırlar açtılar ne sırlar  
Nepsi dostlarım buldular  
Uşşaki dilden ifşaya geldim.
 
Necdeti dinle biraz hafiften  
Ne sırlar gelir sana garibden  
Hakk’ın armagını bu gaip’den  
Terzi Babadan seyrane geldim.
 
 
                     Necdet Ardıç 
                      Terzi Baba 
                      211311999
 
ÖNSÖZ
 
Rahman Süresi: Adını birinci ayetini oluşturan Allah Teala’nın isimlerinden olan “Er-Rahman” kelimesinden ve ifade ettiği manadan almıştır.
 
Cabir (r.a)’tan; Efendimiz (S.A.V) buyurdular ki: 
[“Rasülü Ekrem Rahman Süresini başından sonuna kadar cinlere okumuştur. Onlar da kemal-i edep ve huşu ile dinlemişlerdir. Ben onlara Rahman Suresini okurken mealen; 
“Ey insanlar ve cinler! Öyleyken Rabbimsin nimetlerinden hangisin! yalanlarsınız?”  ayetine geldiğimde onlar;
“Ey Rabbimiz. senin nimetlerinden hiçbir şeyi inkar edip nankörlük etmeyiz. ancak sana hamd ederiz.” cümlesini sizlerden daha güzel bir biçimde söylüyorlardı.] (Ed-Dürrü’l-Muhtar. 7/690)
 
Ayrıca Er-Rahman Süresinde Beyhekî’nin Hz. Ali kerremallahü vecheh ve radiyallahü anh’a dayandırdığı bir hadiste buna “Arusül Kur’an” (Kur’an’in gelini) namı dahi verilmiştir. (Hak Dini Kur’an Dili. Elmalılı Hamdı Yazır. Cilt.7 S.4658)
 
[Sayın okuyucum; Cenab-ı Hak “Esma’ül Hüsna”dan” (güzel isimlerinden) biri olan “Er-Rahman” ismine başlı başına bir  sure düzenleyip ifade ettiği manayı en geniş şekilde bizlere açıklamıştır. Biz de bu derin manaları az daha açıklamaya çalışarak sizlere yeni ufuklar açmaya çalıştık. 
İnşeallah okuma gayretini göstererek sonuna kadar okuyabildiginizde hayata bakışınızın ve değer yargılarınızın müspet yönde değiştiğini görebileceksiniz. 
 
Bilindiği gibi dinimizin bir zahir (dış) bir de batın (iç) yönü vardır. Genelde tatbik ettiğimiz dini faliyetler zahir manaları itibariyle kullanılmaktadır. Bu yüzden de sınırlı bir sahaya sığdırılmaktadırlar.
 
Oysa İslam “Mertebe-i Muahammediyye” ile kemale ermiş ve bütün mükemmelliği ile hayat sahnesinde yerini almıştır. Ne yazıkki sadece madde mertebesinde tatbik edilmeye çalışılan İslam dini dar bir çerçeve içerisinde sıkışıp kalmaktadır.
İslama ve Hz. Rasülüllah (S.A.V) Efendimize yapacağımız en büyük güzellik ve yardım o muazzam sistemi kendine yaraşır en geniş şekilde anlamaya çalışarak fiilî yaptırımların ötesinde fikrî ve idraki genişleme ve gelişmeyi sağlayarak tatbik etmeye çalışmamız olacaktır.
 
Sevgili okuyucum bu kitabın oluşumunun her aşamasında emeği ve hizmeti geçen kişileri saygı ile yadet geçmişlerine hayır dua et. Allah (c.c) gönlünde feyz kapıları açsın.
İlahi bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı evvela Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizin ve bu günlere kadar gelen silsile-i Âli’nin ruhlarlarına hediye eyledim kabul eyle ya Rabbi. Amin.
 
Necdet ARDIÇ
Terzi Baba
TEKİRDAĞ  
 
 
B İ R İ N C İ   B Ö L Ü M
 
E R – R A H M A N   S Ü R E S İ’ N İ N 
M E A L   V E   Y O R U M U
 
 “er-rahman” suresi 
Kur’an-ı Kerîm’in 55’inci süresi olup 78 ayettir. Mekke devrinde nazil olmuştur. 
 
Rahman kelimesini çok kullanıyoruz. Gerçek haliyle rahmet olmakla birlikte geniş manada özel haliyle neler ifade ediyor neler demek istiyor onları anlamaya çalışacağız inşeallah.
 
euzübillahimineşşeytanirraciym
bismillahirrahmanirrahiymi
 
 
Kur’anı Keriym  Rahman Suresi 55. sure 1-6 ayetleri
 “er rahmanü  (1)   allemel kur’ane (2)  halekal insane (3)
  allemehül be¬yane (4) eşşemsü vel kamerü bihusbanin (5)
  vennecmü veşşecerü yescüdani (6)
“Rahman  (1)   kur’an’ı allem/muallim  öğretti. (2)  insanı halketti (3)
 beyanı/konuşmayı ona/kendisine allem/öğretti. (4)
  şems/güneş ve kamer/ay (hareketleri) hesab ile/a göredir. (5)
 necm/kaynaklanan yıldız bitkiler ve şecer/ağaçlar sucud/secde ederler (6)
 
“Rahman olan Allah Kur’an’ı öğretti. İnsan-ı halketti ona konuşmayı öğretti. Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir. Bitkiler ve ağaçlar O’nun buyruğuna boyun eğerler.
 
Bu ayetlere tekrar dönmek üzere birkaç Rahman isminin geçtiği yerlere de kısaca bakalım. 
Daha sonra da “Kur’an-ı Kerim”de geçen Rahman ayetlerini kendi bünyeleri içersinde incelemeye çalışacağız.
 
 
Hepimizin bildiği gibi her zaman okunan 
“Besmele-i Şerife”de de “Fatihayı Şerife”de de “Rahman” ismi vardır.
Kur’anı Keriym  Taha Suresi 20. sure 5. ayet
“er rahmanü alel arşisteva” 
“Rahman arş üzerine istiva etti”  
“Rahman arşı istiva etti (yani yüceltti yükseltti).
 
Kur’anı Keriym  Mülk Suresi 67. sure 3. ayet   
ma tera fiy halkırrahmani min tefavütin
“rahmanın halkettiğinde tefavüt/bozukluk/noksanlıktan era/göremezsin”
“Rahmanın halkettiginde bir bozukluk noksanlık göremezsin.
 
Kur’anı Keriym  Meryem Suresi 19. sure 18. ayet  
 “kale inniy e’uzü birrahmani minke in künte tekıyyen”
“inniy/kesin ben eğer  takva/sakınan isen senden Rahman ile (na) istiaze/sığınırım  dedi ”.
“(Meryem) eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen senden Rahman’a sığınırım  dedi ”.
 
Kur’anı Keriym  Al-i imran Suresi 3. sure 49. ayet
 “feenfü¬hu fiyhi”  
“bu halde fiyhi/içine (hu/kendisi hakkında) nefh/üflerim”...
(İsa Çamurdan Bir kuş sureti yapıp)  “içine üfliyeceğim”... 
(Meryeme üflenen ve kuşa üflenen aslında “Nefes-i Rahmani”dir.)
Ben sizin için çamurdan kuş şekli gibi birşey icat ederim sonra ona üfürürüm
 
Kur’anı Keriym  Haşr Suresi 59. sure 22. ayet
 
hüvallahülleziy la ilahe il¬la hüve 
alimül ğaybi veşşehadeti hüverrahmanürrahıymü
“hüve/O Allah zat ki la ilahe il¬la hüve/kendisinden başka ilah olmayan   
gaybi/görülmeyeni ve şehadeti/görülüneni de alim/bilen  
hüve/O   Rahman Rahimdir.
“O görüleni de görülmeyeni de bilen kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. O Rahman ve Rahimdir.
 
 
 
Kur’anı Keriym  Furkan Suresi 25. sure 59. ayet   
errahmanü fes’el bihî habiyren
“Rahman ki bu halde bihî/onun ile haberdar (ona haberi olana) sual/soru et”
“Rahman’ı haberi olan birisinden sor”
 
Bu Ayeti Kerimede “fes’el” (sual et sor veya araştır) ifadesi çok dikkat çekicidir. 
Biz de bu kelimenin manasını imkan dahilinde araştırmaya ve anlamaya çalışacağız.
 
Rahman (lügat manası): “Dünyada her canlıya (mümin kafir ayırt etmeksizin) herkese merhamet eden rızkını veren Allah”  diye geçer.
 
Rahman: “Esmaül Hüsna” (Allah’ın güzel isimleri) sıralamasında başlardadır.
 
Rahman: Mertebeler itibariyle  
“A’maiyyet”  
“Ahadiyyet”  
“Uluhiyyet” ve 
“Vahidiyyet”ten sonra gelen mertebenin adıdır.
 
Rahmaniyet: İsimlerin ve Sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelişinden ibarettir diye izah olunmuştur.
 
Hadis-i Kudsîde; 
“Küntü kenzen mahfiyyen fe ahbibtü en uğrafe fe halaktül halka li uğrafe bihi.” 
“mahfiyyen/gizli kenzen/hazine idim  
 bu halde en uğraf/irfan olunmamı ahbebtu/hub muhabbet ettim 
 bu halde bihi/o ile (bu) uğraf/irfan olunma için halkı ettim.”
“Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi arzu ettim ve bu halkı halkettim.”
 (Kendi varlığım şühud zevki ile müşahede etmek istemesi)
 
Eshab-ı Kiramdan Ebu Rezin El Ukayli (R.A) Rasülüllah (S.A.V.) Efendimizden:
Eyne kane Rabbina kable en yehlûkal halka? 
(Rabbımız bu alemleri halketmezden evvel neredeydi?) diye sordu. 
Onlar da cevaben 
(Kane fil a’mai ma fevkahe hevau ve ma tahteha hevae). 
(Altında ve üstünde hava olmayan bir a’mada idi)
 
Hadis-i şerifte: 
İnnî li-ecide ye’tini rîh-errahman min kablil yemeni. 
“Rahmanın kokusu (Nefes-i Rahman) bana yemen yönünden gelmektedir.”
 
 
Yukarıda bahsedilen oluşumları idrak ve müşahede eden varlıklar olmasa yani bunları anlayanlar olmasa hepsi yok hükmünde olacaklar idi. İşte bu yüzden idrak ve müşahede sahibi olan Halife (İnsan) zuhura geldi.
 
Kur’anı Keriym  Zariyat Suresi 51. sure 56. ayet-i kerimede: 
ve ma halaknel cinne vel inse illa liy’abüduni
“ve illa/ancak istisna bana ibadet/kulluk etsinler için/diye cinleri ve insanları  halkettim.”
“Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye halkettim.” buyurulmuştur. 
 
İrfan ehli ayet-i kerimede geçen 
“liy’abüduni” kelimesini; 
“liya’rufün” “Beni bilsinler” (batınî manası itibariyle) şekliyle de ifade etmişlerdir.
 
Kısaca belirtmeye çalıştığımız yukandaki ifadelerden zahir ve batın bütün alemlerin ve idrakli anlayışlı şuurlu varlıkların zuhura getirilmeleri Cenab-ı Hakk’ın kendisinin bilinmesi tanınması ve idrak edilmesi için olduğunu anlamaktayız. 
İnsanoğlu bu seyrine Adem (a.s) ile başlayıp Muhammed (a.s) ile tamamlamıştır. 
Ancak günümüzde bu hakikate mazhar pek az irfan ehli kalmıştır. Diğerleri tam tersine insanoğlu bugün içinde bulunduğu delalete tarihinin hiç bir devrinde düşmemiştir.
 
Allah’ın (c.c) Zatî isimlerinden ve bu sureye de isim olmuş olan Rahman kelimesinin ve mertebesinin içinde bulunan ince manaları anlamaya çalışarak şuhud zevki ile müşahede ederek Allah’ı yakıynen tanıma ve bilme yolunda epey mesafe kat cdeceğimizi ummaktayım. Gayret bizden lütuf O’ndandır.
 
Az yukarıda belirtilen hadis-i şerifte; 
“Leecede nefesirrahmani min kablel yemeni”
“Rahman nefesini Yemen kable/cihetinden elbette eced/vücud ediyorum.” 
“Ben nefes-i Rahmanı Yemen cihetinden duyuyorum.” 
 
Bu hadis-i şerifte ifade edilen mana; zahir itibariyle bakıldığında  
“Yemen illerinde Veysel Karani için”
“Ben onun kokusunu Yemenden alıyorum” şekliyle ifade edilmiştir. 
 
Batın manası itibariyle de şöyle ifade edilebilir:
Vücûd     “Akl-ı Küll”ün  sağ tarafı; 
imkan ise “Akl-ı Küll”ün  sol tarafıdır. 
 
Adem “Akl-ı küll”ün sureti ve 
Havva “Nefs-i Küll”ün suretidir ki “Akl-ı küll”ün gölgesinden meydana geldi. 
Bu muhtelif alemlerin doğuşu  
“Akl-ı Kül” ile “Nefs-i Küll”ün izdivaçlarından meydana gelmiştir.
Kur’anı Keriym  Meryem Suresi 19. sure 52. ayet-i kerimede: Ayet-i kerimede: 
 “ve nadeynahü min canibitturil eymeni ve karrebnahü neciyyen”
 “ve Tur’un  eymen/sağ canib/yanından Ona/kendisine nida/seslenmiş 
  ve neciyy/gizlice söyleşi münacaat konuşma olarak onu/kendisini karreb/yaklaştırmıştık.
“Ona Tür’un  sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmıstık.
 
Kısaca ifade etmek istersek;
burada belirtilen Tür’un (Tur Dağının) sağ tarafından sesleniş  
“Akl-ı Küll”ün “Akl-ı cüz”e zat mertebesi itibariyle sesleniştir.
 
Seyr-i sülük: Hak yolcusunun “Museviyet mertebesi” itibariyle kendi nefs dağında ulaşması lazım gelen Eymen (sağ) tarafındaki Vadidir.
 
Varlığı bir çember olarak düşünelim. 
Bunu ortasından böldüğümüz zaman 
- yarısı “Akl-ı Kül”  
- yansı “Nefs-i Kül”dür  *(1) 
*(1) Bu hususta “Mübarek Geceler ve Bayramlar” isimli kitabımızın “Mi’rac” bölümünün ikinci kısmında daha geniş izahat vardır.
 
Diğer bir ifade ile;
- yarısı     vacib ve 
- yarısı da mümkinattır. 
Vacib             kadîm olan ezeli varlık; 
mümkün ise sonradan meydana gelen  
                       imkan dahilinde olan (mümkinat) varlık alemidir. 
İşte burada “Yemen”den maksat;
bu mevcudatın “Akl-ı Kül”  (sağ) tarafıdır
                         “Nefs-i Kül” (sol) tarafıdır.
 
Efendimizin “Yemen’den Rahmanın kokusunu alıyorum ” demesi;
“Akl-ı kül”den (sağ taraftan) “Zat-ı Ulühiyet”ten “Nefes-i Rahmanı” duyuyorum demesidir. 
 
Sağ tarafın mensupları “Hakikat-i Munhammedî” uygulayıcıları; 
sol taraf mensupları ise vehim ve hayal uygulayıcılarıdır. 
 
Bu hakikat içersinde sağ mensupları sağ el ile yemeklerini yerler. 
Vehim ve hayal mensubu batılılar ise bulundukları halleri icabı (güya medeniyyet ifadesi diye) sol el ile yemek yemektedirler. 
 
Gerçekte sağ el      giriş;
               sol el ise çıkış için kullanılır. 
Yapılmış olunan hareketler mensuplarının mertebelerim açık olarak meydana koymaktadır.
 
Musa (a.s) mucizatından olan “yed-i beyza” (beyaz el) mucizesini yeri gelmişken kısaca anlamaya çalışalım. 
Kuran-ı Keriym A’raf suresi 7. sure 108. ayetinde bu hadiseyi şöyle beyan etmektedir. 
ve neze’a yedehü feiza hiye beydaü li’n nazıriyne
“ve yedehü/kendisinin yed/elini neze’a/çekip çıkardı 
 bu halde en nazır/bakanlar için hiye/o o vakit ki beyda/bem beyazdı”
(oldugunu gördüler.)
“Elini çıkardı bakanlar bem beyaz oldugunu gördüler.”
Ve elini -cebinden- çıkardı o hemen bakanlar için bembeyaz -bir nur- kesildi
Burada hangi elin çıkarıldığı belirtilmemekle beraber; sol el olduğunda şüphe yoktur. 
Çünkü “Nefsi Kül” nurunu “Akl-ı Kül”den almaktadır. Başka bir ifade ile “Hakikat-i Muhammedi”den almaktadır. 
 
Gerçek böyle olduğundan Musa (a.s) vücudunun sol tarafında olan sol elini sağ tarafı olan “Akl-ı Kül”‘ünün içine sokması; “Akl-ı Kül”den nurunu alması demektir.
 
îşte oradan aldığı nur ile nurlanmasıyla dışarıya çıkardığında elinin parlak olması “Hakikat-i Muhammedi” nuruyla aydınlanması demektir.
 
İnsanın elinin aydınlanmasından sonra; aklının da aydınlanması gerekmektedir ki bu da “Hakikat-i Muhammedî”ye “Akl-ı kül”e ulaşmakla mümkün olabilmektedir.
“Kur’an Cemî esma ve sıfata cami olan zattır. Şu taayyünat ki Zat-ı Ulühiyetin varlığında hayalat ve rü’yadan ibarettir.” *(2)
*(2) A. Avni Konuk Fusüsu’l Hikem şerhi 
 
“Kur’an” dediğimiz zaman;
Kelam-ı Kadîm Cenab-ı Hakk’ın kelamını kıraat edilen (okunan) kitabını anlıyoruz. Bu ifade geneldir. 
Öz ifadesi ise yukarıda belirtilen “cemi esma ve sıfata cami olan zattır” ifadesiyle belirtilen hakikati çok iyi düşünmemiz gerekmektedir.
 
“Şu taayyünat ki (yani bu varlıklar ki) Zat-ı Uluhiyetin varlığında hayal ve rü’yadan ibarettir.” 
 
Gerçekten gördüğümüz bütün bu varlıklar “İlahi Zat”ın varlığında hayal ve rü’yadır;  ve bizim yaşadığımız şu hayat da hakikaten rü’ya hayatıdır.
 
Hz. Rasülüllah bir başka hadis-i şeriflerinde: 
“ennasu neyamu feiza mate entebihe” buyurmuşlardır. 
Yani “insanlar uykudadır öldükleri zaman uyanacaklardır” diye ifade edilmiştir.
Yalnız buradaki ölüm zannettiğimiz gibi fiziksel ölüm değildir. 
Fiziksel ölümle ölmek yani zaruri ölümle ölmek bir başka hayal alemine yani “hayali kabire” geçmektir.
 
Burada bahsedilen ölüm “ölüm-ü ihtiyari”dir. Kişi ne zaman ki kendi nefsinden isteyerek ölecek ve kendi varlığının hakikatini idrak edecek ki ancak o zaman rü’yadan uyanmış olabilecektir. 
 
İşte bu dünyada rü’yadan uyanıp gerçek aleme geçebilen çok az kimse vardır.
Her birerlerimiz rü’ya aleminde bir başka ifade ile hayal aleminde yaşamaktayız. 
İnşeallah Cenab-ı Hak gözümüzün kalın perdesini vaktiyle açar da kabre girmeden evvel gerçek aleme girebiliriz.
 
Zaman zaman sizlere Abdülkerim Ciyli’nin “İnsan-ı Kamil”inden 
ve Muhyiddin Arabi’nin “Füsüs’ül Hikem”inden “Rahman”la ilgili bazı bölümleri de aktarmaya çalışacağım.
 
(55/1) Er-rahman 
Cenab-ı Hakk’ın bu süre-i şerifeye “Rahman” ismiyle başlaması çok büyük ifadeler taşımaktadır. 
“Rahman”ın ne oldugunu bilemedikten sonra bu sürenin özünü ve hakikatlerin! anlamamız mümkün olamıyacaktır.
 
Her surenin “şeriat”  
                  “tarikat”  
                  “hakikat”  
                  “marifet” mertebelerinden izah ve yaşantıları vardır. 
 
Bu süre-i şerifin de yeri geldikçe bu mertebelerden izahına çalışacağız. 
 
Kur’anı Keriym  Furkan Suresi 25. sure 59. ayet   
errahmanü fes’el bihî habiyren
“Rahman ki bu halde bihî/onun ile haberdar (ona haberi olana) sual/soru et”
“Rahman’ı haberi olan birisinden sor”
 “Rahman”ı harfleri itibariyle incelediğimizde  
(  ) “rı/ra” Rahmaniyet  
()  “ha” hayat 
() “mim” “Hakikat-i Muhammedi”  
( ) “nun” “kudret nuru” olduğunu 
anlamamız zor olmayacaktır. 
 
Rahman; “Nefes-i Rahman”ı hayata çevirip  
                   “Hakikat-i Muhammediyye”yi kudret nuru ile ortaya çıkarıp faaliyete geçirmesidir.
 
 “Rahman” Ebced hesabı ile incelediğimizde ortaya çıkan sayı 19 olmaktadır.  Şöyleki;
(  ) “rı/ra” 200
()  “ha”    8
() “mim”  40
( ) “nun”  50 = 298 (2+9+8=19) 
 
Görüldüğü gibi ortaya “Kur’an-ı Kerim”in şifresi olan 19 sayıs çıkmaktadır.
 
Bunun ifadesi ise 18 bin alemi bünyesinde toplayan “İnsan-ı Kamil”dir. Kendisine Kur’an nazil olan yani Zatî tecelliye mazhar olan “Hazret-i İnsan”dır.
 
Cenab-ı Hakk “A’ma”da iken yani kendi varlığında kendi kendinde iken bu varlıklar daha henüz meydana gelmemiş iken; 
bilinmekliğini istediğinden bir tecelli ederek “Ahadiyyet” mertebesine tenezzül ettiğinde iki vasfı ortaya çıkıyor. 
 
Bunun bir yönü benliğini yani “ene”sini  
             bir yönü de Hüviyetini yani kimliğini oluşturmuştur. 
 
Buradan da “Vahidiyyet”e tenezzül ederek; 
“sıfat-ı subutiyye”yi yani 7 sıfatını 
1. Hayat  
2. İlim  
3. İrade  
4. Kudret  
5. Kelam  
6. Semi  
7. Basar 
ve 8’incisi “mükevvenat”ı yani bu alemleri meydana getirmiş olmaktadır. 
 
İşte “Vahidiyyet”te “sıfat-ı subutiye”nin ve diğer “zati sıfat”larının ortaya çıkmasıyla “Rahmaniyyet” mertebesi meydana gelmiş olmaktadır.
 
Rahmaniyette bütün varlıklar (daha henüz varlık sahnesine çıkmamış olarak) kendi bilimsel ve birimsel varlıklarını bulmaktadırlar. 
 
Bu mertebe “isimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelisinden ibarettir” *(3) diyen zat ne kadar güzel ifade etmiştir. 
*(3) Abdül Kerim Ciyli
 
 
Yani Cenab-ı Hakk’ın 99 esması ve sıfatlarıyla birlikte bunların gerçek yüzleri ile meydana gelisinden ibarettir.
 
Kur’anı Keriym  Kamer Suresi 54. sure 50. ayette    
ve ma emrüna illa vahıdetün kelemhın bil basarı
 “ve bizim emrimiz illa/ancak vahid/tek bir  tıpkı lemh/(göz) kırpması el basar/göz ile gibi/kadardır (anidir) ” 
“Bizim emrimiz bir göz kırpması kadar anidir ”
 
İzahen: Bizim emrimiz olmaz. İlla bir emrimiz olur yani “Vahidiyyet” mertebesinden (birlik mertebesinden) bir emrimiz olur ve o göz açıp kapayıncaya kadardır. 
Bir başka ifade ile bu oluşuma  “Tecelli-i Vahid” denilmektedir.
Her ne kadar “Vahidiyyet” mertebesinden olan bu emir göz açıp kapayıncaya kadar diye ifade ediliyorsa da bu izah sadece zahir ifadesiyle anlaşılacağı gibi değildir. Faaliyet sahasında bu emirler zamana yayılır. 
 
Küçük bir misal verelim bir tiyatro veya oyun sahnesinde perdenin açılmasıyla gösteri başlar. Her oyunun kendine göre olan süresi bitince perde iner. Bu oluşum bir göz açıp kapatıncaya kadardır.
 
Adem (a. s) ile başlayıp açılan kıyamete kadar sürecek olan insanlık oyununun perdesi son gününde kapandığında bu oluşum da bir göz açıp kapanıncaya kadar geçen süre olacaktır. 
Ef’al mertebesinde zuhura gelen fiiller bizlere göre oldukça uzun olan sürelerdir.
 
Hadis-i Şerifte: 
“etteenni minerrahmani” 
yani “teenni  (acele ftmeden ihtiyatlı akıllı) Rahman’dandır.”
“el aceleti mineşşeytani” 
“acelecilik şeytandandır.”
 
Yüce Allah’ın ilk rahmeti o dur ki
Onunla bütün aleme Rahmet tecellisiyle onları kendi özünden halk etti. 
Yani bu alemde ne kadar varlık varsa Cenab-ı Hak bunların hepsini kendi özünden halk etti. Dolayısıyla hepsine Rahmaniyetinden bir varlık verdi. 
Netice itibariyle bu varlıkta Hak’tan gayrı bir varlık yoktur ve olması da mümkün değildir.
 
“Zat-ı Ulûhiyyet” kemalatını şuhud zevki ile bilmeye muhabbet ettiğinde muhiyt olduğu sonsuz fezaya zuhur arzusunun ateşiyle “Nefes-i Rahmani”sini gönderdi. 
Bu nefes neticesinde sonsuz fezada yani kendi latif vücüdunda öbek öbek açığa çıkan “Nefes-i Rahmani” sonsuz alemlerin hülasasıdır. 
Nefis ise onların birimselliğidir. 
Ve nefesin şiddetinden hareket hasıl oldu.
İlim ehli bu nefese “sehab-ı muzi” yani “parlak bulut” tabir ederler. 
Bu bulut zatın kendi zatında yine kendi zatına kendi zatıyla vaki olan bir tecellidir ve “nefes-i Rahmani” zatın aynıdır.
 
Ebul Hasan Gari Hz. buyuruyor ki: 
[ Tenzih ederim şu yüce zat-ı alayı ki nefesini latif kılıp ona Hak ismini verdi ve nefesini kesif kılıp ona da halk ismini verdi. Hak kendi nefesini Nefes-i Rahmani ile vasf etti. ]
 
Malum olsun ki fezada nefh edilmiş olan “Nefes-i Rahmani” Ulühiyyetin zahiri olan tabiat üzerine vaki olur.  Hem o “Nefes-i Rahmaniye”de zahir oldu. 
 
Esma-i îlahiyye “Nefes-i Rahmaniyye” ile zuhura çıkmazdan evvel batındaydı yani habs idiler. 
Bu alemler var olmazdan evvel gizli hazinede habs idiler. Yani kendi varlığında gizli habs hükmündeydiler
 
İşte “nefes-i Rahmani” yayıldığı zaman bütün varlıklar varoluş gayelerini meydana çıkarmak için faaliyetlerine başladılar ve kendilerine lazım olan istihkaklarını talep ettiler. 
 
Varlıkların zuhura çıkıp eserlerini sergilemeleri ve istihkaklarını almaları için nefesini nefh etti. 
Böylece her varlık kendi aleminde varlıklarını ispat ettiler. 
 
“Nefes-i İlahi”nin marifetini murad eden kimse alemi bilsin. Zira nefsini bilen kimse alemde zahir olan Rabb’ını bilir.
 
Kur’anı Keriym  Mü’’minün Suresi 23. sure 14. ayette    
 “fetebarekellahu ahsenül halikıyne”
“bu halde ahseni/en güzeli halk eden Allah teberak/ne yüce ne mübarektir.”
“En güzeli halk eden Allah ne mübarektir.”
Bu alemleri bu mülkü böylece en güzel şekilde zuhura getiren Allah (c.c) ne güzeldir.
 
Ey salik Hak yolunda “Makam-ı Cem-ül Cem”e gelip cümle “Esma-i İlahiye”nin eser ve ahkamı senden zahir olduğu vakit; 
sen hakikatinle       Hak ol.
suret ve zahirinle de halk ol.
 
Hakk’ın bütün mertebelerinin ahkamı sende toplanmış olmakla sen sureti İlahiye üzere bulunman ile bütün halka Rahman olursun. Zira “İnsan-ı Kamil” zahiri ve batını ile halka rahmettir.
 
 
 
 
S.A.V Efendimiz hakkında Kur’anı Keriym  Enbiya Suresi 21. sure 107. ayette    
 “vema erselnake illa rahmeten lil alemiyne”  
“ve illa/ancak alemler için (e) rahmet olarak biz seni ersel/ gönderdik” 
“Biz seni ancak alemlere rahmet olasın diye gönderdik” buyuruldu.
 
 ve “İnsan-ı Kamil” Hakk ile halkı camidir. 
Ve halkıyyetiyle cemî a’yan ve ekvana yani bütün alemlere “Rahman”dır.
 
“İnsan-ı Kamil” Hakk’la halkı birlemiştir. Yani suret ile manayı halk ile Hakk’ı birlemiştir. 
Aslında bunlar ayrı şeyler de değildir. Ancak genelde hayal aleminde yaşadığımızdan; hayal ise varı yok; yoku var gösterdiğinden gerçeğin tersini görmekteyiz. 
 
İşte biz tek alem olan bu varlığa hayali gözle baktığımızdan “Hakk” ve “halk” diye ikiye ayırıyoruz.
 
İnsan-ı Kamil bu hayal mertebesinden geçipte hakikat mertebesine ulaştığından Hakk ile halkın ayrı şeyler olmadığını müşahede ettiğinden tek görüşe ulaşıp gerçek tevhid ehli olmuştur.
 
Rahmaniyyet mertebesine verilen zahiri isim “Rahman”dır. 
Bu mertebede “Rahman” ismi ile bir özellik almasının sebebi “Hakk”a ve “halk”a bağlanan bütün mertebeleri rahmet kapsamına almasıdır. 
 
Hakk’a bağlanan mertebelerdeki zuhuru ile halka nispet edilen mertebelerde zuhur etmiş olur. Böylece “Rahman” bütün mevcudata şamil olan bir rahmet olur.
 
Rahmaniyetin bu kısa izahından sonra süre-i şerifedeki yolumuza devam edelim.
Kur’anı Keriym  Rahman Suresi 55. sure 1-4 ayetleri
 
 “er rahmanü  (1)   allemel kur’ane (2)  
   halekal insane (3)  allemehül be¬yane (4)
“Rahman  (1)   kur’an’ı allem/muallim  öğretti. (2) 
  insanı halketti (3)  beyanı/konuşmayı ona/kendisine allem/öğretti. (4)
 “Rahman olan Allah Kur’an’ı öğretti. İnsan-ı halketti ona konuşmayı öğretti.
 Süre-i şerifedeki ifadelerin daha iyi anlaşılabilmesi için muteber tefsirlerin bir çoğunun mevzu ile ilgili bölümlerini buraya dahil etmeyi düşünmüştük ancak kitabımızın hacmi buna müsait olmadığından Elmalı’lı Hamdi Yazır’ın on ciltlik Kur’an Dili tefsirinden mevzu ile ilgili yerleri yeri geldikçe konu edeceğiz. Böylece mevzuumuzu daha iyi anlamak mümkün olacaktır. Allah’tan (c.c) en çok ihtiyacımız olan akıl ve gönül açıklığı vermesin! niyaz ederiz.
(55/1)  
“errahmanü     
 
Bu ayet hakkında Elmalı Hamdi Yazır şöyle izahat veriyor: 
[Rahmet ve sonsuz ihsanı kaynaşıp duran ve ondan dolayı bir ismi de Rahman olan Allah-u Tealadır. Arab dil bilgisi kurallarına dayanarak irab yönünden “müpteda” (kendinden sonra gelende haberi görünen) dır.] 
 
Bu ayetin müstakil bir ayet olduğuna bakarak takdir edilen müptedanın haberi olarak şöyle bir mana ortaya çıkar: 
 
Allah Rahmandır veya “Hüverrahmanu” (O Muktedir Melik Rahman’dır.)
 
 
(55/2) 
allemel kur’ane  
kur’an’ı allem/muallim  öğretti.    
“Rahman olan Allah Kur’anı öğretti.” ifadesiyle genel manada ve herkesin anlıyabileceği şekilde bir izah tarzı ile anlatılmak istenmiştir. Bu ayeti kerimenin zahiri ifadesidir. 
Batını ifadesi ise çok daha başka çok daha engindir. Kısaca anlamaya çalışalım.
 
“Rahman olan Allah Kur’anı öğretti.” ifadesine karşılık  
gerçekte ise “Kur’an Rahmana öğretti ” şekliyledir. 
 
Çünkü “Kur’an” zattır; daha evvelcede belirtildiği gibi  
Kur’an “cemi esma” ve “sıfatı cami” olan zattır. 
 
İsmail Hakkı Bursevî’nin tefsirinde de geçtiği gibi “O (yaratılmış) var edilmiş değildir.” 
Dolayısıyla Rahman Kur’ana bir şey öğretemez ancak Kur’an öğretti. 
Yani esasen “Rahman Kur’anı talim etti.” Kur’an “Rahman”a Rahmaniyetini talim ettirdi öğretti. 
Çünkü Rahnmaniyet mertebesi zuhura gelmezden evvel “Kur’an” yani sadece “Zat-ı İlahi” mevcuttu. 
“Kur’an” zattır; 
“Furkan” sıfattır (farklılık alemidir). 
 
Kur’an “Zat-ı İlahi” olduğundan dolayı 
- “Rahman”ı kendi varlığından meydana getirdi 
- ve “Rahman”a kendi hakikatlerini öğretti; 
- bütün alemi “Rahman” sureti üzere halk etti. 
 
Rahman “Zat-ı İlahi” olan Kur’an’ı talim etti öğrendi ve Rahman almış olduğu bu özellikle insanı halk etti..
 
Bu ayet hakkında Elmalılı Hamdi Yazır şöyle izahat veriyor:
[“Allah rahmandır. Rahmetiyle O Rahman Kur’anı öğretti” 
Elmalılı burada Arapça gramer kaidelerine göre bazı izahatlar verdikten sonra “Kur’an’ın öğretimi” manasına gelince ayette “alleme” fiilinin yer alması Kur’an’a izafe etmektedir. 
Bu Kur’an’ın yalnız lafızlarının değil manasının da çok üstün bir tarz ifade ettiğini göstermektedir.]
 
İbn-i Cerir ve Hatim’in İbn-i Mes’ud’dan yaptıkları rivayete göre;
[ Kur’an’da her şeye dair ilim indirilmiş ve her şey beyan edilmiş ise de bizim ilmimiz onun tamamını kavrayacak durumda değildir. ]  
 
Ama İbni Abbas (r.a) da demiştir ki:
[ Devenin ipi kaybolsa her halde onu Allah’ın kitabında bulurdum ] 
 
Mûrsî de şöyle der:
[ Kur’an evvelkilerin ve sonrakilerin ilimlerini içine almaktadır. ] 
 
Bu ayet hakkında. İsmail Hakkı Bursevi de “Rühu’l Beyan” tefsirinde şöyle açıklama yapıyor: 
[ Kur’an’da bütün semavi kitapların gerçekleri ve hükümleri vardır. Kur’an’ı üğretmesi Allah’ın geniş rahmetinin alametlerinden olduğu için önce bu nimeti zikretti ve şöyle buyurdu: Rahman olan Allah Cebrail vasıtasıyla Muhammed (S.A.V)’e Muhammed (S.A.V) vasıtasıyla da ümmetinin geri kalanlarına Kur’an-ı öğretti. ]
 
“Fethu’r Rahman” adlı eserde şöyle dendi: 
[Kur’an-ı Kerim’in mahluk olmadığına dair delillerden birisi de şudur ki; Cenab-ı Hakk onu yüce kitabın elli dört yerinde zikretmiştir. Fakat bu yerlerin hiç birinde yaratma veya yaratmaya işaret eden hiçbirşey söylenmemiştir. İnsanı ise on sekiz yerde zikretmiştir ve bunların hepsi onun yaratıldığına işaret etmektedir. Bu sürede de insan ve Kur’an yan yana getirilmiştir.” ] (Ebu Suud)
 
Yukarıda temas edilen mevzu üzerinde çok durulması lazım gelmektedir. Ancak bizler tefekkür yeteneğimizin azlığından bu tür konuları ilgi dışı bırakmaktayız. Dinimizin sadece fiillerle ilgili kısımlarını ve onları da şartlanmış birer iş şeklinde robotlaşmış olarak tatbik etmeğe çalışmaktayız. Bu izah ve ifadelerin biraz daha açılması lazım gelmektedir.
 
Kur’an “Zat”tır. Zat ise mana ve sürete camidir. 
Hal böyle olunca Kur’an’ın cildi kağıdı mürekkebi zahiri mahluk; 
batını ise Haliktır  
 
İnsanın da dışı (eti kemiği saçı elbisesi) mahluktur. 
“Yaratılmış” (var edilmiş) hükmü bu yönündendir. 
Batını (hakikati) yönünden ise mahluk değildir. 
 
 
Hadisi şerifte; 
“insan ve Kur’an bir batında doğan ikiz kardeştir” buyuruldu. 
 
Kendimizi çok iyi tanımamız gerekmektedir. Yaratma kelimesinin hakikatini de çok iyi anlamamız gerekmektedir. Bundan sonraki ayette inşeallah bunlara daha geniş manada temas ederiz.