info@ellidokuz.com
Dolar Alış
:
5.7027
Dolar Satış
:
5.7130
Euro Alış
:
6.4086
Euro Satış
:
6.4202
Aranıyor, lütfen bekleyiniz...

Gönülden Esintiler - Salat

S A L A T
 
Kıl namaz eyle eda. 
Beş on dakikanı et feda. 
Güzel ömrün olmasın heba. 
Gelir misin dünyaya bir daha?
 
 
Namaz mü’minin Mi’racı. 
Müslümanın baş tacı. 
Her derdinin ilacı. 
gözümün nuru namaz.
 
 
BİRİNCİ BÖLÜM
 
Salat ile namaz’ın ifadeleri 
 
 
BİRİNCİ KISIM 
Namazdaki sözler bölümü
Niyyet ve tekbir
Avuç içi rakkamları ve ifadeleri 
Sübhaneke ve açıklaması 
Euzü besmele’nin kısa açıklaması 
Fatiha suresi 
Zammı sure
Üç ve dört rek’atlı farzların son rek’atlarında 
neden zammı süre okunmaz? 
Kunut duası 
Tekbirler (281 ve I) 
Rüku
Semi Allahu limen hamideh 
Rabbena lekel hamd. 
Secde 
Tahiyyat Salavat duaları 
Rabbena atina 
Selam
Alahümme entessalamı ve min kesselam 
Ala Rasülina salavat 
Sübhanellahu
Ayetel kürsî 
Teşbihler 
Dua 
Fatiha hamd.
 
İKİNCİ KISIM
Namazdaki hareketler bölümü
 
Sayısal ifadeler birinci yön
Hareketler de Adem
Elif ve bir in ifadeleri
Tahiyyat’ta Muhammed kelimesi
 
İkinci yön
Nebat hayvan maden insan mertebeleri  
Namaz borç mu? emir mi? hediye mi?
Kıyam ve nebatların hikmeti
Rüku ve hayvanlık hikmeti
Secde ve madenlik hikmeti
Namazda ekolojik denge
Tahiyyat ve ifadesi
Üçüncü yön
İbrahimiyet
Museviyet
İseviyet
Muhammediyet
 
Dördüncü yön
Efal
Esma
Sıfat
Zat
 
ÜÇÜNCÜ KISIM
Beş vaktin zamanlamaları mertebeleri ve diğer namazlar
 
Beş vaktin kesinleşmesi
Elli vaktin ifadesi nedir?
Mi’rac dönüşü Hz. Muhammed-i niçin Musa Al. karşıladı?
Namazın mertebeleri
Ef’al mertebesinin namazı
Esma mertebesinin namazı
Sıfat mertebesinin namazı
İki – Üç – dört rek’atlı namazların özelliği
İki Rekatlı namaz
Üç Rekatlı namaz
Dört Rekatlı namaz
 
Vakitlerin özellikleri
Vakitlerin oluşması
Sabah namazı
Öğle namazı
İkindi namazı
Akşam namazı
Akşam namazının iki özelliği
Yatsı namazı
Vitr namazı
Kunut duaları
Vitr’e gelince
Vitriyyet
Ferdiyyet
Yirmi yedi derece namaz
Yirmi sekiz derece namaz
Cum’a namazı
Bayram namazı
Cenaze namazı
Teheccüd namazı
Mi’rac namazı
Hz. Şems-i ziyaret
İKİNCİ BÖLÜM
Ezan-ı Muhammed-i Ezan-ı şerifin oluşması
 
Namaz uykudan hayırlıdır’ın ilavesi 
ALLAH lafzı 
ALLAH-u Ekber 
ALLAH-u Ekber tekbirleri 
Eşhedü enla ilade illallah 
Eşhedü enne Muhammedürrasülüllah 
Hayye ale’s - salat 
Hayye ale’l - felah 
Kad kametissalah 
ALLAH-u Ekber 
La ilahe illallah 
Ezan Duası 
(99) Mevzu-u
 
 
Ö N S Ö Z
 
Muhterem okuyucum uzun zamandır oluşumuna çalıştığım bu kitap da nihayet tamamlanmış bulunmaktadır.
 
Himmet edip okuma zahmetine katlandığınızda ya ol¬dukça derin düşüncelere dalacak veya hiç ilginizi çekmeyeceğinden bir kenara bırakacaksınız. Fakat ben yi¬ne de size okuyup düşünmenizi tavsiye edeceğim.
 
Acaba daha ne kadar taklidi ibadetlerle vakit geçireceğiz? Yaptığımız işin neyi ifade ettiğini anlamadan ve ruhuna vakıf olmadan vakti gelince tekrarladığımız oluşumlar. bizleri hayal ve zandan başka nereye götürebilir ki?...
 
Eyy Hak yolcusu kardeşim üzerindeki gaflet toprağını at. Donuk halde olan iç alemini gönlünü faaliyete geçir canlan. Harekete geç ataletten kurtul Nefsinden hür ol ki ancak o zaman daha tarafsız ve isabetli düşünceye oluşasın.
 
Namazlarımızın sadece bedensel değil ruhsal yönlerinin de bulunduğunu unutmayalım ve her iki yönünün de hakkını vermeye çalışalım.
 
Sevgili okuyucum Bu kitabın yazılışında dizilişinde basılışında bastırılışında emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet. geçmişlerine hayır dua et ALLAH c.c. gönlünde feyz kapıları açsın.
 
Yarabbi bu kitaptan meydana gelecek manevî hasılatı ev¬vela acizane Efendimiz Muhammed  Mustafa S.A.V.nin ruhuna sonra merhum Nusret Efendi Babamın Rahmiye Annenin ve bütün Uşşâki canlarının ruhlanna hediye eyledim kabul eyle.
 
Not: Bundan sonra ki kitabımız inşallah mübarek ge¬celer ve gerçekleri olacaktır.
 
 
Necdet ARDIÇ UŞŞAKÎ
TEKİRDAĞ
 
 
BAŞLARKEN
 
Sayıların Bazı Özellikleri
Harflerden meydana gelen hece ve kelimelerin nasıl birer ifadeleri var ise rakkamların da tek veya daha çok oluşlarında da bazı ifadeler olmaktadır. Bir veya bir kaç rakkam yan yana gelince nasıl ki sayısal bir değer ifade ediyorsa aynı rakamların bir de sözel ve manasal değerleri vardır. Bunlardan bazılarını aşağıya çıkarmaya çalıştım.
 
Kitabımızın içinde yeri geldikçe bu sayıların bazılarının mana ve ifadelerini görüp anlamağa çalışacağız.
 
(1) Ehadiyyet ve teklik alemi.
(2) Tek’in çitte dönüşmesi. Sen ve ben
(3) Yakıyn mertebeleri îlmel aynel Hakkal yakıyn.
(4) Şeriat tarikat hakikat marifet  
      anasır-ı erbaa (dört unsur) toprak su ateş hava.
(5) Hazarat-ı hamse beş hazret
       (Efal esma sıfat zat ve İnsan-ı kamil mertebeleri.)
(6) İmanın hakikatleri.
(7) Nefis mertebeleri. 
      (Emmare levvame mülhime mutmeinne radıye merdiyye safiye)
(8) Cennet mertebeleri.
(10) Varlık ve yokluk birarada.
(11) Birlikteki çokluk.
(12) İnsan-ın seyr mertebeleri. Kelime-i tevhid’in harf sayısı
(13) Hazret-i Muhammed A.L.nın rumuz sayısı.
(17) Namazın farzları.
(18) On sekiz bin alem.
(19) Besmelenin harf sayışı on dokuz mucizesi. 
(28) Yirmi sekiz peygamber. 
(33) îsevivet kemali teşbih sayışı. 
(40) Kemal yaş. bir günlük namaz’m rek’at sayışı. 
(99) Esmaül hüsna. ALLAH’ın güzel isimleri. 
       ve diğerleri
 
 
BİRİNCİ  BÖLÜM 
S A L A T
 
NAMAZ BAHSİ
 
euzü billahi mineşşeytanirraciym
bismillahirrahmanirrahiym
 
elhamdüllillahi rabbil alemiyn 
vessalatu vesselamu ala resulina muhammedin 
ve alâ alihi ve eshabihi ecmain
 
Muhterem okuyucum evvela Cenab-ı Hak’tan cümlemiz için akıl fikir zeka ve gönül genişliği niyaz ederim. Zira. en çok bunlara ihtiyacımız vardır.
 
Düşünce dünyamızın hareketsiz olduğu ve genelde islami yaşantının yüzeysel kaldığı günümüzde yeni araştırma ve düşüncelere ihtiyacımız vardır. Bu yüzden biz de Salat (namaz) üzerinde bir miktar çalışma ve araştırma yaptık sizlere sunmağa çalışacağım. 
Gerçi bu bahis  kurallaştığı günden beri araştırılıyor  her araştırmada da yeni bir yönü ortaya çıkarılıyor. Biz de bunlara bir miktar bir şeyler ilave edebilirsek ne mutlu!
 
Bilindiği gibi İslam dininin beş temel direğinden biri de namazdır.
Namazın bir çok yönü olduğunu alimlerimiz bil¬dirmişlerdir. Bunların fıkhi yönü dini kitapların hepsinde çok geniş ve tafsilatlı bir şekilde anlatılmıştır. 
Biz burada namaz hocası kitaplarında belirtilen namaz nasıl kılınır? şekli ile değil de; namazın daha ziyade ortaya çıkmamış olan manevi ve iç yönü vahdet yönü ile ilgili kısımlarını ele almak istiyoruz.
 
Cenab’ı Hak müsaade ettiği aklımızın erdiği kadar inşeallah açıklamaya çalışacağız. Allah c.c. cümlemize gayret ve gönül genişliği versin gereğini yerine getirmeye çalışalım. Çünkü İslamda namaz sadece fiziksel bazı hareketleri yapmaktan ibaret bir oluşum değil batın’ı ile birlikte yani içi ve özü ile birlikte çok mühim bir ibadet şeklidir.
Bilindiği gibi namaz ibadetinin biri hareketler diğeri sözler olmak üzere iki ana unsuru vardır. 
Namaz kılan kimse bilerek veya bilmeyerek bu iki yönünü de yerine getirmektedir.
 
Namaz içerisinde ezbere söylenen sözler ağız pınarından akar dökülür. Okuyan bu oluşumu idrak etse de etmese de yapılan bu iş eğer şartlanmışlıklar ve alışkanlıklar içinde adet hükmünde kalıyor ise biz ancak Namaz kıldığımızı zan edebiliriz. 
Bu şekliyle acaba namazımız gerçek hukuku ile meydana gelmiş olabilir mi?
 
Cenab-ı Hak’kın bizlere vermiş olduğu akıl bilgi ve ruhla sözleri ve hareketleriyle namazlarımızı biz Müslümanlara yaraşır bir şekilde eda etmemiz Hak’kın luizurunda değerimizin artmasına sebeb olacaktır. 
O halde mümkün olduğu kadar hareketler ve sözler ola¬nrak namaz ibadetini iyi inceleyip araştırıp gerçek yönlerini ortaya çıkarıp öylece eda etmeye çalışmalıyız.
 
Namazda sözler ve hareketler olmak üzere iki yön var demiştik. 
Bunlardan hareketler; (kıyam rüku sec¬de tahiyyat) gibi hususları kapsar  
sözler ise okunan (sure ayet dua zikr)  gibi şeylerden ibarettir.
 
 
Şimdi; bunları yavaş yavaş incelemeye çalışalım ve hiç farkında olmadan bir günlük namaz ibadeti içinde sırasıyla ne kadar çok ve güzel şeyler yaptığımızı hayretle görelim. Fakat yine bunları idrak edebilmemiz için te¬mizlenmiş bir iç dünyamıza ve aklımıza ihtiyacımız olduğunu bilelim.
B İ R İ N C İ   K I S I M
SÖZLER BÖLÜMÜ
 
Bilindiği gibi Hanefi mezhebi itibariyle  
bir günlük beş vakit namaz  
- on yedisi farz  
- yirmisi   sünnet  
- üçü  de salat-u vitr olmak üzere kırk rek’attır. 
 
Bunlarda söylenen sözler
-  Niyyet               13 Defa
-  Sübhaneke         15
-  Euzü Besmele       15
-  Sadece Besmele     25
-  Fatiha             40
-  Zammı Süre         33
-  Kunut Duası           2
- Tekbirler           281       Ezan ve kamet
-  Kunut Tekbiri          1       tekbirleri ile beraber
-  Sübhane Rabbiyelaziym.(en az)         120
- Semi Allahu ilmen hamideh            40
- Rabbena lekel hamd    40
- Sübhane Rabbiyelala (en az)           240  
- Tahiyyat okunuş      21
- Salli ve barik salavatlar              26
- Rabbena atina ve devamı              13
- Selam                26  
- Allahümme entesselam...:          13
- Ala Rasulüna salavat    5
 - Sübhanellahu velhamdü lillahi...               5
- Ayetel kürsi              5
 
TESBİHLER
- Sübhanellah       165   (33x5)
- Elhamdülillah       165       (33x5)
- Allahu Ekber       165     (33x5) 
 
- Lailahe illallahu vahdehula...                  5           
- Allahümmahşurna veya benzeri           5       
- El açıp dua           5     
- Duadan sonra Fatiha                         5
    1494    toplam
 
 
Toplam yaklaşık olarak bir günlük beş vakit na¬mazda  
tekli veya gurup halinde 
bin dört yüz doksan dört (1494) defa ağzımızdan yukarıdaki kelime ve cümleleri çıkarıyoruz:
Nekadar muhteşem bir sistem ve düzenleme!....
 
Her oluşum da Ulül elbab Kamil akıl sahipleri için bir çok ibretler vardır.
Böylece bir günlük namaz ibadetini kısaca inceledikten sonra tekrar sözler bölümüne geçip sözlerin ifade ettikleri anlamaya çalışalım.
 
Dinimizde SALAT olgusunu ifade eden bir çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif vardır; ancak NAMAZ kelimesi yoktur. 
Türkçeye çevrildiğinde salat kelimesinin manası dua ve namaz kelimeleriyle verilmeye çalışlamaktadır fakat bu kelimeler salat kelimesinde bulunan çok yüklü mana ifadelerini karşılayama¬maktadır belki de bu yüzden namaz ibadetimizi gereği gi¬bi yerine getiremiyor ve hakkıyla faydalanamıyoruz.
 
Nasıl ki Allah-u ekber yerine Tanrı uludur demek sureti ile tekbirin karşılığı verilemiyor ise *(1) salat karşılığı namaz da yetersiz kalmakta ve ancak namaz olgusunun birinci mertebesi olan efal yani fiil mertebesini anlatabilmektedir. 
*(1) Bu mevzu ile ilgili izah. Ezan-ı Muhamed-i bölümünde gelecektir.
 
Halbuki SALAT kelimesinin içeriği; 
namaz olgusunu 
- hem efal/fiil mertebesinde  
- hem esma mertebesinde  
- hem sıfat mertebesinde ve 
- hem zat mertebelerindeki oluşumların tamamını kapsamına aldığından
 kişiye ge¬niş bir saha açmaktadır.
 
Şimdi SALAT  kelimesinin ifade ettiği manayı an¬lamaya çalışalım  
bu kelime üç harfi yani 
   sad Cenab-ı Hak’kın sıfat alemini
    lam  Cenab-ı Hak’kın lahud alemini
   te   tevhidleri ifade etmektedir  
 
Namaz kılan kimse eğer gerçek salat olgusunu meydana getirmeye çalışıyor ise  
- bedeni ile efal mer¬tebesinde  
- okuduğu sözler ile esma mertebesinde  
salat’ın 
-  sad’ı ile sıfat mertebesinde
-  lam’ı ile  lahud zat mer¬tebesinde ve
-  teç’si ile de bütün mertebelerin tevhid’ini öz varlığında toplamış olmaktadır.
 
Yani  tevhid-i efal  
tevhid-i esma  
tevhid-i sıfat ve 
tevhid-i zat mertebelerini *(2) kendi bünyesinde idrak edip namazını o şekilde kendinden kendine ifa eder.
*(2)  Bu mertebeler İrfan Mektebi adlı kitabımızda anlatıldı.
 
Bu oluşum müthiş bir iştir. Buraya ancak irfan yolundan gelen gerçek salat olgusunu değerlendirebilen Hak yolcuları ulaşabilir.
İşte salat kelimesinin ifade ettiği geniş anlamlı manası budur ve mü’minin mi’racı olan namaz da budur.
 
Namaz kelimesi ise sadece beden mertebesinde yapılan ibadet-i ifade etmektedir.
İşte bunun için bizler daha baştan önümüze perde çekmiş ulaşılması lazım ge¬len yeri kaybetmiş oluyoruz. 
Adet hükmünde kılınan bu namazlar acaba kılanlara ne kadar fayda sağlayacak?...
Yaptığımız her türlü işi araştırıp en güzel şekliyle yapmamız bize düşen başlıca görevdir. Çünkü dünyadaki en küçük vaktimizin bile değeri çok büyüktür. Boşa geçen bir saniyenin geri kazanılması hiç bir zaman mümkün olamayacaktır.
 
 
 
 
 
S Ö Z L E R İ N   A N L A M L A R I
 
NİYYET : Mesela kıbleye dönerek niyyet ettim sa¬bah namazının iki rek’at sünnetini kılmaya diye başladık  
ve ALLAH-U EKBER deyip ellerimizi kulaklanmıza götürdük. 
 
Şimdi bu kısmı biraz incelemeye çalışalım. 
Evvela ALLAH-u EKBER nedir? 
Genelde bu tekbir kelimesi Tanrı uludur şekliyle ifade edilmeye çalışılır ki kesinlikle karşılığı değildir. 
 
Ayrıca büyük AL¬LAH c.c. diye de genel olarak ifade etmeye çalışıyoruz ki bu dahi olması gereken gerçek manayı ifade edemiyor.
 
Kebir büyük ekber en büyük manasına olduğundan en büyük ALLAH’tır  demiş oluyoruz. 
Fakat bu kelime üzerinde çok durulup düşünülmesi lazım ge¬len bir kelimedir.
 
Bunu gerçek yönüyle anlayabilmemiz için evvela AL¬LAH c.c. kelimesinin neyi ifade ettiğini ALLAH c.c. ve mertebelerinin mahiyetini ve huzurunda durduğumuz o azamet-i ilahiyenin ne olduğunu düşünmemiz ve anlamamız gerekmektedir.
 
Ezan-ı Muhammedi bölümünde bu mevzuu tekrar ele alacağız. Burada şimdilik bu kadarla bırakıyoruz.
 
Tekbir getirirken avuçlarımız açık ve içleri Kabe-i muazzamaya dönük olarak ellerimizi kulak memelerimize götürdüğümüzde yapmış olduğumuz bu hareketi biraz inceleyelim.
 
Ka’be Hak’kın zatinin timsali’dir. 
Her kişinin avuçlarının içinde sağda 18 solda  81 rakkamı yaz¬maktadır
 
Arap rakkamlarıyla bu ikisinin toplamı 99 eder. ( +  = )
El parmakları ise ALLAH c.c. lafzının harfleridir ya¬ni ALLAH c.c. yazısıdır.
 
İşte salat ibadetini ifa etmeye çalışan kişi bunları bilerek ellerini kulaklarına kaldırıp ALLAH-u EKBER dediğinde evvela dünyaya ait ne varsa hepsini geriye atmış olması gerekmektedir.
 
Baş parmaklarını kulak memelerine değdirmesi  
“ey İnsan kulaklarını aç ağzından çıkanı duy manasını an¬la ” demektir.
 
Ellerinin içinde (99) esma’i ilahiyye 
parmaklarında ALLAH c.c. İsmi celal ile ALLAH’ın zatinin timsali olan Ka’be’yi şerife karşı durması  
zatının zatına; efal mertebesinden başlayarak her mertebede ayna olması demektir.
 
Bu mertebede kişinin Hak’kın huzurunda; 
Hak ola¬rak kendini bilip bulması ve bu hali yaşamasıyla çok büyük bir irfaniyete ermiş ve mahbubiyyet yani se¬vilen mertebesinde  olmuş  olması  gerekmektedir. 
Namazlarını ihmal ile terkedenler neler kayıp ettiklerini bir bilselerdi?.....
 
Kişi kendi izafi kimliğinden varlığından geçip ha¬kiki varlığı olan İlahi kimliğine bürünecek kendini Hak’kani sıfatlarıyla tanıyacak ve zatından zat’ına kıyamı ile ta’zim etmiş olacaktır.
Beş vakit salat’ta (13) niyyet ve niyyet tekbiri vardır. 
13 sayısı İnsan’-ı kamil’in rumuzlarından bir rumuzdur. 
Altı Peygamber isimli kitabımızın Muhammed aleyhisselam bölümünde bu husus anlatılmaya çalışıldı.
 
Bir başka yönden beş parmağımız Hak’kın beş haz¬ret yani Hazarat’ı hamse mertebelerim sağlı sollu ifade etmektedir.
 
(Yasin 36/83 ayette)
fe¬sübhanelleziy biyedihî melekütü külli şeyin ve ileyhi türce’une 
“Her şeyin mülkiyyeti elinde olan zat’-ı ulühiyyeti her türlü noksanlıktan tenzih ederiz her şey ona dönecektir.”
 
(Tebareke/Mülk 67/1)
tebarekelleziy biyedihi’l mülkü 
“Elindeki mülk ne bereketlidir ” hükmüyle 
 
beş par¬maklı insan elinin nelere kadir olduğunu;
sağ elin içindeki 18 rakamının 18 bin alemi; 
 ikisininin toplamının 99  (9 + 9) yine toplamın 18 ettiğini  
sol elin içindeki  81  (8+1= 9) +1 ilavesiyle 19 olduğunu  
bir başka ifa¬de ile 
sağ el içi 18 
sol el içi 19’u ifade etmekte  
yani 
biri 18 bin alem 
diğeri Kur’an da 19 mu’cizesini ifade etmekte olduğunu idrak edip;
99 ile ifade edilen aslında sonsuz esma-i ilahiye’nin 
ve tekbir getirirken söylediğimiz ALLAH lafzı celali ile birlikte İsmi azamı oluşturan 100 ismi zuhura çıkarmayı ifade etmektedir.
 
İnsan ne büyük bir mertebede olduğunu keşke yakıyn bilgisi ile anlayabilse idi ne olurdu?
 
İşte kişi Niyyet tekbiri ile yelpaze gibi açtığı bu mu¬azzam ilahi sırlarla Hak’kın huzurunda Hak olarak durmağa başlamış olmaktadır.
Kişi diğer zamanlarda Hak’tan ayrı mı? - Hayır. 
Ancak namazda çok özel olarak Hak’kın huzurunda duruyor ol¬maktadır.
 
Tekbirin devamında el bağlayıp açığa çıkardığı bu muazzam sırları gizlemiş kulluk mertebesine inmiş ora¬dan niyaza başlamış bulunmaktadır.
 
İşte bir kimse gaflet ve alışkanlık hükümleriyle namazına baslarsa iş daha baştan noksan olduğundan gerekli oluşumu meydana getiremiyor demektir.
Cenab’ı Hak’kın bizim namazımıza ihtiyacı yoktur fa¬kat bizim onu tanımaya sonsuz ihtiyacımız vardır.
Namazlarımızı bir beklenti içinde yani cennet sev¬dasıyla yapıyorsak bu avam için menfaat karşılığı bir işten başka bir şeye yaramaz ve bunda ALLAH rızası aranmaz.  Bu durumda ancak nefs’in rızası olduğu bi¬linmelidir.
 
Tasavvuf ehli olarak namazlarımızı her türlü dünya ve ahret menfaatleri karşılığında yapmaktan imtina et¬meliyiz.
Eğer Rabbimiz bize namaz kılsanız dahi sizi cehenneme atacağım dese biz yine namazlarımıza devam etmeliyiz. 
Çünkü namazlarımız bize her ne kadar sevab kazandınyor ise de gerçek manada kılınan namaz İnsan-ı irfan mertebesine ulaştıracak en güzel bir sis¬temdir ve öyle düzenlenmiştir.
 
Namaz-ı gafilan sehv-i sücûdest. 
Namaz-ı arifân terki vücûdest.   
Yani
Gafillerin namazı yanılma secdesi ile. 
Ariflerin namazı   vücudlarını terk  ile olur
demişlerdir.
 
Enel Hak şehidi Hallac’ı Mansur elleri bileklerinden kesildikten sonra görevlilerden biraz mühlet ister; 
der ki aşkın iki rek’at namazı vardır bunun abdesti kişinin kanı ile alınır ve kesik kol bileklerinden akan kanlarla yüzünü gözünü yıkayıp abdest alır gibi yapar namazını kılar ve hayatına son verilir.
 
Büyük velilerden Cüneyd’-i Bağdağdi’ye bir gün bir arkadaşı gelip “senin yakın dostun (Hüseyin ennuri) bir haftadır cezbe ile sema etmektedir ne dersiniz?”  diye so¬rar; 
O da biraz düşündükten sonra “namazlarım ne yapıyordu?” diye sorar. 
 
Bunun üzerine gelen kişi ona  
“namaz vakti geldiğinde namazını kılıp tekrar semaya başlıyordu ” der. 
 
Bunun üzerine Cüneyd-i Bağdağdi Haz¬retleri  
“elhamdülillah biz de bunu beklerdik ” demiştir.
 
Hazret-i Ali Efendimizin ayağına saplanan okun namaza durduğunda çıkarıldığı bilinen meşhur hadiseler¬dendir.
Aleyhissalatü vesselam efendimizin ayaklannın altı yarılıncaya kadar ibadet ettiği dini kitaplarda geniş şekilde yazılıdır.
 
Güzel kılınan bir namaz insana mutlaka dünya ve ahret saadetini temin eder.
 
 
S Ü B H A N E K E
 
İşte böyle ihlaslı ve irfanlı bir duruşla kıyamdaki kişi gönlünü Rabbine rabt ederek kısa süreli bir sükunetten sonra sübhanekeyi okumaya başlıyor.
 
sübhaneke allahümme ve bihamdike
ve tebarekesmüke ve teala ceddüke 
ve la ilahe gayruke.
 
Sübhaneke Allahümme  
ey azameti şanı yüce olan Rabbım ALLAH’ım! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim. Sen o kadar yücesin ki dediğinde; namaza başlarken el ile yaptığı hareketleri bu safhada kelama dönüşüyor zuhura geliyor. 
Gönlünde kaynayan coşan ilahi sevgi yavaş yavaş zuhura çıkmaya başlıyor.
 
ve bihamdike 
senin hamdınle seni hamdederim.
Çok ince manayı ifade eden bu sözü bir miktar açmak istersek şöyle diyebiliriz. Esasen ben yokum ki benim hamdımla diyeyim. 
 
ve bihamdike 
senin hamdınla sana hamdederim.
Neticede ne oluyor? Ben yok isem bende hamd eden sensin. 
Yani senin hamdınla bu hamd oluşuyor yerine geliyor. 
 
 
 
 
Sözlerine ve niyazına devam ederek. 
ve tebarekesmüke 
ve sen ne yücesin ne mübareksin ne bereketlisin. 
 
ve teala ceddüke 
sen ne yücesin ne aza¬metlisin. 
 
vela ilahe gayruk 
Ve senden gayrı da ilah yoktur. 
Ben bunu böyle bilir böyle yaşarım demiş olu¬yor lisanen ve de halen.
 
İşte kişi namazını sürdürdüğü müddetçe günde 15 defa bu sübhaneke’yi okuyor. (1 + 5 = 6) imanın gerçek şartlarını da meydana getirmiş oluyor.
 
 
E U Z U   B E S M E L E
 
Sübhanekeyi okuduktan sonra  
Euzü billahi mineşşeytanirraciym 
bismillahirrahmanirrahiym geliyor.
 
Bu ne demek? 
Euzü billahi 
Ben ALLAH’a sığı¬nırım. 
Kimden? 
recmedilmiş (kovulmuş taşlanmış) şeytandan ALLAH’a sığınırım. 
Devamında
 Bismillahir¬rahmanirrahiym dediğinde kişi  
genel anlamda: 
Rah¬man ve Rahiym olan ALLAH’ın adıyla demek olan 19 harfli Besmele-i şerif 
özel manada ise  
ALLAH isminin geniş varlığında Rahman’ın rahmin’de Nefes-i Rah¬mani ile neyi nerede meydana getirmeyi dilemişse orada faaliyete geçirir demek olur.
 
Böylece 18 bin alem meydana gelmiş  
geriye kalan 1’de de varlığı var eden yüce zat bütün alemden ve de İnsan-ı kamil’in gözünden saltanatını seyr etmiş olmak¬tadır.
 
İşte bu oluşuma binaen 19 Kur’an da mucize rakkam olmuştur. 
Yeri olmadığı için 19 rakkamının detaylarına girmeden ancak ilgisi dolayısıyla Kur’an-ı Keriym’de bu¬lunan 114 besmele-i şerif 19’un 6 katıdır. 
6 rakamı ise bilindiği gibi genel anlamda imanın şartlarıdır.
 
40 rek’atlı bir günlük namazın 15 rek’ati euzü bes¬mele ile başlıyor; 
geriye kalan 25 rek’ati ise sadece besmele ile başlıyor. 
 
15 rakkamını ayrıştırırsak 1 ve 5 olur bunun toplamı 6’dır.
6 daha evvelcede görüldüğü gi¬bi imanın kemalatını ifade eder.
 
25 rakkamını aynştırırsak 2 ve 5 olur bunların top¬lamı ise  7’dir  
7 Ettur’u seb’a yedi tur nefis mertebelerinin sayısıdır *(3). 
*(3) İrfan mektebi adlı kitabında anlatıldı.
 
15 ve 25 rakkamlannın ayrışmalarının toplamı (15 (1+5) 6 ve (25 (2+5) 7 idi;
ikisinin toplamı ise (6 + 7) 13 olur ki
bu da Efendimizin yani Hakikat-i Muhammedînin şifresini vermektedir.
 
13 rakkamının ayrışmasının toplamı 1 + 3 daha 4’tür. 
4 sayısı ise şeriat tarikat hakikat marifet mertebelerim ifade eder.
 
4’ün sağına bir sıfır (0) konduğunda 40 sayısı elde edilir ki  
- bu da bir günlük namazdaki rek’atların toplam sayısıdır 
- ve ayrıca efendimizin Peygamberlik yaşı başlangıcıdır.
 
Burada küçük bir hatırlatma ile dikkatinizi çekmek istiyorum. 
Şöyleki; 
40 sayısından her hangi bir sayı çıkarın (40 – 11) = 29
çıkan sayıları kendi bünyesinde toplayın 11 (1+1) = 2  ve 29 (2+9) =11
çıkan iki ayrı sayıyı tekrar toplayın   2 + 11 = 13
her işlemde neticenin 13 olduğunu göreceksiniz.
 
Bir misal olmak üzere şöyleki: 
40’tan 11’i çıkaralım geriye 29 kalır  
1+1 daha 2 eder. 2+9 daha 11 eder.
2+11 toplandığında 13 olur.
 
Sizler bu yoldan değişik hesaplamalarla 40’ın içinden hangi sayıyı ele alırsanız alın neticede 13 sayısını bulduğunuzu göreceksiniz. 
 
Daha evvelcede belirtildiği gibi 13 sayısının özellikleri Altı Peygamber isimli kitabımızda da¬ha geniş olarak anlatıldı burada bu kadarla bırakıyoruz.
 
 
F A T İ H A   S U R E S İ
 
Bu anlayış içinde besmeleyi de çektikten sonra sıra Fatiha’ya geliyor. Kişi ancak bu hazırlıklardan sonra onu gerçek anlamıyla okumaya başlayabiliyor.
 
Bir günlük namaz’da kırk defa okunan Fatiha’yı şerif’in ifadesi  
40 bölü 4 (40/4 = 10) 10 
şeriat tarikat hakikat ma¬rifet mertebelerinde 
ve her mertebede 10’ar rek’at olmak üzere bu mertebelerin hakikatlerini yaşayarak okumak ve namazlarını kılmaktır.
 
Şimdi! Namaza durmaya hazırlanan kişi - önce niyyet etti  
- sonra sırasıyla - tekbir getirdi - sübhanekeyi okudu - euzü besmele’yi çekti. 
 
Böylece vehim ve hayal yani şeytan ve şeytanî düşünceler’den arındıktan sonra tam bir safiyet ile Fatiha suresini okumaya başlayabilirse ancak o zaman o’nun hakikatine nüfus etmiş olabilir.
 
Burada Elhamd süresine niye Fatiha ismi ve¬rilmiş diye bir soru akla gelebilir.
Fatih fetheden açan manasında olduğundan kitabı açmak namazı açmak ifadesinde olduğunu düşünebiliriz.
Daha mühim olarak da  
- Kur’an’ı Keriym’in içindeki manaları açmak  
- namaz olgusunun gerçek Salat’ın gerçek ifade ve manalarını açmak diye düşünebiliriz.
Gayemiz burada Fatihay-ı Şerifin genel tefsir ve yorumunu yapmak olmadığından kısa bir özet vermekle yetineceğiz. ALLAH c.c. cümlemize akıl gönül açıklığı versin.
 
(Fatiha 1-7)
elhamdü lillahi rabbil alemiyn dediğimiz zaman
“Hamd ancak alemlerin Rabbi’na mahsustur ” demiş oluyoruz. Bu ifadeyi çok iyi anlamamız gerekiyor  
İnşeallah gelecek sayfalarda Hamd’ın beş mertebesi’ni açıklamaya çalışacağız.
 
Nasıl bir ALLAH c.c.? 
errahmanirrahiymi 
(Rahman ve Rahim olan)
 
Rahmaniyyet; İsimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelişinden ibarettir diye tarif edilmiştir. 
Hiç bir fark gözetmeksizin her varlık ihtiyacını ancak Rahmaniyyet mertebesinden karşılayabilir.
 
Rahiym ise öze ve içe ait ihtiyaçları karşılar.
 
maliki yevmüddiyni 
(Din gününün sahibi) anlamınadır.
Din günü gelecekteki kıyamet günü olarak be¬lirtiliyor ise de Ayrıca din günü kişi hangi anda ve zamanda kendinde ise yani gaflette değil de Hakkani varlığı ile meşgul ise işte o vakit aynı zamanda o’nun din günüdür.
 
iyyake na’büdü demekle 
(Biz ancak sana ibadet ederiz)
 
ve iyyake neste’ıynü demekle de 
(ancak senden yardım dileriz) demiş oluyoruz. 
 
Bu kısımları okuyor iken aklımız da Hak düşüncesinden başka dünyalık bir düşünce var ise işte o düşünce her ne ise namaz kılan kişinin Rabb’ı hası ve yardım dilediği o düşuncesi olur;
farkında bile olmadan gizli şirkin içine düşmüş bulunur ki çok dikkat etmek ister.
 
ihdinassıratal müstakıyme
(bizi doğru yola götür)
 
sıratalleziyne en’amte aleyhim 
(üzerine nimet ver¬diğin kimselerin yoluna)
 
gayril mağdubi aleyhim ve leddallıyne  amin. 
(gazaba ve dalalete düşmeyenlerin yolundan götür) Amin.
 
Fatiha süresinin bir ismi de Seb’ul mesani yani iki yedili dır. 
Zahir ve batın 
Hak   ve  kulluk ile iki manalı de¬mektir.
Böylece zahir ve batın manalarını idrak ederek Fa¬tiha süresi’ni okuyan kişi
arkasından (33) rek’atte’de zammı sure yani ilave süre okuması lazımdır. 
Sadece farzların tahiyyattan sonraki (7) rek’atin de okunmaz.
 
Genel ve gerçek hatlarıyla Fatiha süresi’nde Hak ve insan arasında kurulan ahenk zammı sürelerde ki mev¬zular ile de daha teferruatlı hale getirilip en ince noktalanna kadar Rab’bı bilme yolu açılmaktadır. 
Çünkü ancak nefsini bilen Rab’bını bilir hükmünce Rab’bı bil¬me kendini bilme yolundan geçmektedir*(4).
*(4) Hazreli Ali efendimiz’in Fatiha’dan yetmiş deve yükü ilim çıkardım dediği rivayet olunmuştur. Doktor Süleyman Aleş’in. İş’arî tefsir okulu adlı kitabinin (64) üncü sayfasında Şa’ranî hocası (Ali al-Havvaşş’ın) yalnız Fatihadan 240999 ilim çıkarabileceğini nakleder.
 
 
 
Z A M M I   S U R E
 
Fatiha ile belirli bir Hak ve kul bilgisine ulaşan kişi zamm-ı sureler ve ayetler ile de bilgisini genişletmeye devam eder. 
 
Mesela Kevser suresini okuduğunda ondaki mana ve ifadeleri ihlas veya daha başka her hangi sure ve ayetleri okuduğunda her birerlerinde bulunan değişik mana. ve ilimleri öğrenmiş olur.
 
İşte Fatihadan sonra okunan Kur’an bölümleri biz¬lerin bilgilerinin artması için okutulan kısımlardır. Bu bizim hem menfeatimizedir ve hem de müslüman bilgili kimse olmalıdır.
 
Üç ve Dört Rek’atli Farz Namazların son rek’atlarında neden Zamm-ı Sure okunmaz?
Bunu anlamak için evvela farz ve sünnet nedir? Bunun tarifini bilmemiz gerekir. 
Genel anlamda  
farz ALLAH’ın emirleri  
sünnet ise Hz. Muhammed’in S.A.V. yaptıkları ve tavsiyelediridir. 
Özel ve gerçek anlam da ise  
farz  ALLAH’la olmak  
sünnet ise halktan uzak¬laşmaktır.
 
Bu idrak içerisinde üç ve ya dört rek’atli farz namaza duran kişi  
birinci ve ikinci rek’atlerde zamm-ı süre okur  
üçüncü ve dördüncü rek’atlerde okumaz.
Çünkü 
birinci rek’at şeriat mertebesi  
ikinci rek’at   tarikat mertebesidir. 
Buralarda teferruat ilmi gerektiğinden zamm-ı süreler okunur. 
Fakat üçüncü ve dördüncü rek’atler hakikat ve marifet mertebelerini ifade ettiğinden bu mertebelerde sadece öz vardır.
 
Fatiha gerçek anlamda yaşanır. Adeta kişi kendi Fatiha olur. Hakk’ın varlığında yok olur. 
Böylece te¬ferruat ilmine gerek kalmaz ve son rek’atlerde zamm-ı süre okunmaz. 
 
 
K U N U T   D U A S I
 
Bilindiği gibi salat-u vitrin son rek’atin de okunur. Vitr mevzuuna gelince tekrar kunut duasına temas ede¬ceğiz.
 
 
T E K B İ R L E R
 
Gelelim tekbirlere... Beş vakit namazın hareketlerinde iç ve dış ezanlarında okunan ALLAH-U EKBER tekbirlerinin izahım kitabımızın Ezan-ı Muhammedi bölümünde yapmağa çalışacağız. Burada sayılan iti¬bariyle konuya bakmak istiyoruz.
 
Bir gündeki 5 vakit namazda 281 ve 1 tekbir olduğunu evvelki bölümde belirtmiştik. Bu toplam 282 adet tekbir demektir. Fakat onları toplayamıyoruz çünkü sondaki tek tekbir sadece salat-u vitrde olan tek tek¬birdir. Bunun karşıtı yoktur kendine hastır. Vitr bölümünde izahı gelecektir.
 
Diğer tekbirlerin karşıtları olduğundan ayrı bir küme oluşturur. Vitr tekbiri ise tektir ve ayrı bir özelliği vardır.
 
 
- Şimdi! 281 ve 1’in izahını yapmaya çalışalım. 
Namaz olgusunun gerçekten çok yönlü ve akılları hayrete düşüren bir kurgusu vardır.
 
Hazret-i Peygambere gelen son vahiy Bakara süresinin 281 inci ayetidir. 
vetteku yevmen türce’une fiyhi ilellahi 
sümme tüveffa küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemune
(ALLAH’a döneceğimiz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz ve¬rileceği günden sakınınız )  İfadesi ile bizlere namazla birlikte diğer ibadetlerimize’de çok ciddi bir şekilde sarılmamız gerektiğini belirtmiş oluyor.
 
- 281 ve 1’in başka bir yönden ele alalım  
281’in 1’ini çıkaralım  (281 – 1) geriye 280 kalır. 
Onun da sıfırını atalım (280)geriye 28 kalır. 
Bu 28’in ifadesi Kur’an’da belirtilen 3 ü ihlilaflı  28 Peygamberin her birerlerinden bir özellik alıp hayatına tatbik edip yaşamaya çalışmaktır. 
 
Eğer o ayırdığımız sıfır’ı (0) da birin (1) sağına koyarsak 10 olur ki daha kemallisi her Peygamberin hayat hikayesinden 10 haslet kazanmakla olur.
 
Seyr-i sülük yolunda giden Hak yolcusu Adem (a.s.) ile başlayıp Muhammed (a.s.) ile kemale eren genel manada ki İNSANLIK seyrini kendi bünyesinde birimsel olarak yaşamak ve öz benliğini bulmak zorundadır. 
Çünkü belirtilen o değerli insanlar bizler için bir nu¬munedir. Sadece tarihi bir geçmiş değiller yaşanması gereken gerçeklerdir.
 
281’in geriye kalan 1’i de kişinin kendi öz varlığı yani ilahi benliğidir. 
Kim ki bu sırra erdi gerçek namaz kılanlardan ve huzur ehlinden oldu.
 
Ve ayrıca 1 diye belirttiğimiz vitr tekbirine gelince o da İlahi varlıkın benliğidir. 
Bu konuya vitr namazında tekrar temas edeceğiz.
 
24 saat içindeki bir günlük namaz ibadetimiz sırasında tekbiri 281 ve 1 defa farkında bile olmadan ağız hazinemizden etrafa saçıp duruyoruz. 
Acaba yaptığımız bu şey adet hükmünde mi? yoksa ibadet hükünde mi? ...
 
Mevla gafletlerimizi bağışlasın
 
 
R Ü K U
 
Zamm-ı süre’nin okunmasından sonra sıra rüku’a ge¬liyor. 
Her gün 40 defa eğildiğimiz rüku da en az 120 defa sübhahane rebbiyel aziym yani yüce ve azametli Rabbim seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim demekteyiz.
Namaza başlarken sübhaneke ile birinci tenzih’i yapmıştık. 
Burada ise ikinci tenzih-i yapmış oluyoruz. Bu tenzih aslında kendinden kendine olan bir tenzihtir. 
Yukarıda belirtilen 120 sayısının (0)’ını aldığımızda (120) 
geriye ka¬lan 12; her mertebede o mertebenin gereği olan tenzihi yapmış olmamız gerektigini ifade etmiş olmaktadır.
 
 
S E M İ  A L L A H U   L İ M E N   H A M İ D E H
 
Rüku’dan kalkarken de yine günde 40 defa 
semiallahu limen hamideh 
(Allah hamd edenin hamdım (övgüsünü) duyar ) diyoruz. Nasıl duyar? 
 
 
Hem senden söyler duyar  
hem de kendinden söyler duyar.
 
Eğer semi allahu limen hamideh derken kişi bunu kendi nefsinden benliğinden söylüyor ise gaflettedir bu söylediği lafzi övgüdür ikiliktir. Sanki bir mahalden söyleniyor. Bir başka yönden de dinleniyor olmaktadır.
 
Kişi kemale erdiğinde ise birimsel varlığı ortadan kalktığından kendinden söyleyen de; dinleyen de Hak olur.
Bu mertebede Hak kendi kendini över ve kendisi bu övgüyü duyar. Çünkü onu gerçek manada kendinden başkası da övemez ve duyamaz.
 
 
R A B B E N A   L E K E L  H A M D
 
Rüku’dan kalktıktan sonra secdeye giderken yine 40 defa söylediğimiz 
Rabbena lekelhamd 
(ey bizim Rabbınıız hamd yani (övgü) sanadır ) sözü üzerinde çok düşünülmesi gereken bir fikir oluşumudur.
 
Eğer kişi gerçek Rabbına erememiş de hayalindeki rabbına yönelmiş ise yaptığı övgü kendi hayalinde var ettiği rabbına olmuş ve ona secde etmiş olur.
Gerçek secde ise Rabbul erbab Rabların rabbı olan yüce ALLAH’a olmalıdır.
 
Yusuf (a.s.) zindandan çıkarken arkadaşlarına (Yusuf Suresi 12/39)
ya sahıbeyissicni e erbabün müteferriku¬ne hayrün
emillahül vahıdül kahhar
(ey zindan ar¬kadaşlarım ayrı ayrı bir sürü rablar’mı hayırlıdır yoksa tek ve üstün olan ALLAH’mı?) diye sorarak evvela onlara sonra da bizlere çok büyük uyarı yapmıştır:
Düşünen be¬yinler hissesine düşeni alırlar.
 
Buraya kadar üç yerde HAMD (övgü) ile ilgili husus geçti. 
Daha sonra ileride bir hamd’da teşbihlerde ge¬lecek inşeallah orada tekrar hamd mevzuuna temas edeceğiz.
 
 
S E C D E
 
Rabbena lekelhamd Allahu ekber deyip namazın secde bölümüne ulaşan kimse gerçek manada buraya ulaşabilmişse. büyük bir işi başarmış demektir.
Aksi halde gaflet ile secde etmiş demektir. Asıl olan ise gerçek secdeyi meydana getirmektir.
 
Bir rek’atte 
- bütün hareketler bir defa yapılırken 
- sec¬de iki defa tekrarlanır.
 
Bir günlük namazda 80 secde vardır ve an az 240 defa sübhane rabbiyel ala den¬mektedir.
Bunun manası ey yüce Rabbim seni noksan sıfatlardan tenzih ederimdir. Dikkat edilirse burada da üçüncü tenzih yapılmış olmaktadır.
 
Belirtilen yollardan geçip secdeye ulaşan kişinin (Alak Suresi 96/19)
vescüd vakterib
(secde et yaklaş) emrini gerçek manada almış olması gerekmektedir.
 
Birinci secde de izafi varlık terk edilerek gerçek Rabbın önünde secde edilmekte  
ikinci secde de ise gerçek benlik bulunup ALLAH’ın önünde secde edilmesidir.
 
Secde kişinin nefsi varlığından tamamen sıyrılıp külli mahv (tüm yokluk)a erişip oradan da gerçek benliğine ulaşmasıdır.
 
Bu duygular içinde kişi tekrar fakat daha değişik bir bilinçle Allahu ekber deyip ayağa kalkar. 
Baştan beri anlatılan şekilde ikinci rek’ati de tamamlayıp tekrar sec¬deleri yapar fakat bu defa ayağa kalkmaz tahiyyatta oturur.
 
 
T A H H İ Y A T
 
Beş vakit namazda;
(8) i selamsız (13) ü selamlı toplam (21) adet tahiyyat oturuş vardır.
 
Ettehiyyatünün lügat manası: 
(Bütün mahlükatın hayatları kal ve hal dilleri ile halikları olan ALLAH’a c.c. karşı yaptıkları hamdlar şükürler manevi hayat he¬diyeleri ) olarak ifade edilmektedir. *(5)
*(5) Yeni lügat shf 138.
 
Selam verilmeyen oturuşlarda sadece  
ettehiyyatü lillahi vessalevatü vettayyibat  
esselamü aleyke ya eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatühü 
esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin
eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve Resülühü 
okuyarak sonraki rek’at için tekrar ayağa kal¬kar namazına devam eder.
 
Nihayet selam verilecek tahiyyat’a gelince tekrar otu¬rur ve yine tahiyyat’ı okur  
- arkasından salavat dualarını 
 
ve onların arkasından da (Bakara Suresi 2/201)
allahümme rabbena atina fiyddünya haseneten 
 ve fiyl ahıreti haseneten ve kına azaben¬nar
(Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir iyilik ve âhirette de bir iyilik ver ve bizi ateş azabından koru ) der.
 
(İbrahim Suresi 14/40-41)
rabbic’alniy mukıymessalati ve min zürriyyetiy 
rabbena ve tekabbel dü’ai (40) 
rabbenağfir liy ve livalidey¬ye ve lil mu’miniyne 
yevme yekumül¬ hısab (41)
(Ey Rabbim!. Beni ve neslimden olanı da namazı devamlı kılanlardan eyle. Ey Rab’bimiz!. Ve duamı kabul buyur...) (40)
(Ey Rab’bimiz!. Hesap olunacağı gün beni anamı babamı ve müminleri bağışla.) (41)
Birahmetike ve erhamarrahimin
diyerek selam verip namazın o bölümünü bitirmiş olur.
 
Şimdi! tekrar geri dönüp ettehiyyatü yü incelemeye çalışalım.
Namazın bu bölümü Cenab-ı Hak ile ilahi huzurda mükaleme konuşma mertebesidir. 
Diğer hareketler değişikliğe uğruyor  
tahiyyet ise sekinet mertebesi yani sukünet sakinlik ve huzur mertebesidir.
 
Namaz kılan kişi edebli bir şekilde diz üstü oturmuş bütün azaları ile birlikte idraki de sakinleşmiştir. 
Çünkü belirli aşamalardan geçtikten sonra nihayet Hak’ka ayna olabilecek bir gönül erginliğine ulaşabildiğinden Rab’bı ile mükalemeye hazır hale gelmiştir.
 
Hz. Rasüllülah’ın Mi’rac da yaşadığı ve oradan ümmetine hediye getirdiği bu muhteşem oluşumu her birerlerimiz hakkıyle değerlendirip en iyi bir şekilde gönül alemimizde uygulamaya çalışmalıyız.
 
ettehiyyatü lillahi 
(benim oturuşum ALLAH c.c. içindir.) 
 
vessalevatü vettayyibat 
(ve yaptığım iyi işler dualar namazlar da ALLAH c.c. içindir.)
 
Dört bölümden oluşan tahhiyat’ın bu birinci bölümü; 
her mertebede olan kimseler için ayrı ayrı değerlendirilir. 
Gerçek değerini Arif olan zatlar yaşaya¬bilirler.
 
Şeriat ve tarikat mertebesinde olanlar tenzihi  bir yaklaşımla otururlar. 
Hakikat ve marifet mertebesinde olanlar ise teşbihi ve tevhidi bir yaklaşımla meseleye bakarlar ve o mertebeden değerlendirip yaşamaya çalı¬şırlar.
 
Bu şekliyle bakıldığında kendini Hak’ta fani etmiş kişinin ağzından Hak:
 benim oturuşum yaptığım du¬alar salat’lar iyi işler ALLAH içindir 
bir başka ifadeyle  
Uluhiyyet gereğidir diye kendi kendisiyle mükaleme eder. 
Daha geniş izahı ise ancak bir arifin gönül aleminden öğrenilir.
 
İkinci bölümü: 
esselamü aleyke ya eyyühenebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh dür.
 
Kulluk mertebesinden niyaz ederek yaptığı işlerin sa¬dece Hak için olduğunu ifade eden kimlik yani kişi bu niyazına karşılık Hak mertebesinden muhteşem bir karşılık ile karşılanır.
Selam sana ey Peygamber-i zi’şan’ım rahmetim ve bereketim senin üzerine olsun. 
Tahiyyatta oturan kişi hangi mertebede ve o mertebenin yaşam idraki içinde ise bu muhteşem ifadeyi o mertebeden alır ve değerlendirir. Çok kıymetli bir ilahi hitaptır duyabilenlere ne mutlu. 
Yaşayabilmek için bu hale sahib bir Arifi bulup onunla bir müddet arkadaşlık etmek gerekir.
 
Üçüncü bölümü: 
esselamu aleyna ve ala ibadillahissalihin. 
Kendisine Rab’bından yüce bir selam gelmiş olan kişi bu selamı alıp  
selam selamet bize ve ALLAH’ın salih kulları üzerine olsun diye bulunduğu mertebesinden cevap verir.
 
Gerçek yaşamı oldukça hayret verici olan bu mer¬tebeyi Hak teala her birerlerimize gereği gibi idrak ettirsin.
 
ve ala ibadillahissalihin bölümündeki inceliğe (Hallac-ı Mansur) hadisesinde dikkatlarimiz çekilmiştir.*(6)
 
*(6) [Bir gün Hallac-ı Mansur. Bağdat’ta kürsi’de vaaz ederken hoş bir hal içinde ne olaydı Mi’rac gecesi efendimiz ALLAH’ın rahmetinin sa¬dece salih kulların üzerine tahsis etmeyip ecmaın (bütün kulların üstüne olsun) deseydi demiş. 
Bunun üzerine efendimizin ruhaniyeti belirip. kendisine. ben ancak vahy ile konuşurum demiştir. 
Bu cevap üzerine Hallac ya Rasüllüllah cezam nedir dediğinde  
başını vermendir demiştir. 
Bundan sonra enel Hak ben Hakkım yangınını dışa vuran Hallacın bilinen sonu oluşmuştur.] 
 
Çok incelik ifade eden bu mevzu ayrı bir inceleme konusudur yeri olmadığından bu kadarla bırakıyoruz
 
Dördüncü bölümü: 
eşhedü en la ilahe illaallah 
ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resülüh 
 
otu¬ruşun evvelki bölümlerinde Hak ve kul mertebelerinin arasında oluşan söyleşmenin şahitleri olan Melekler bu güzel oluşumu müşahede ettikten sonra kelime-i şehadet getirip bu hadiseye şehadetlerini ifade et¬mişlerdir.
 
Bir kimse gerçekten güzel bir oturuşla başladığı et-tehiyyatü oluşumunu kısaca yukarıda bahsedilen şekilde tamamlayabildiğinde var olan güç ve kuvvetleri bu hadiseye şahit olup yakinen müşahede etmiş olurlar. Daha iyisi yaşanarak bilinendir.
 
Mi’rac-ı şerifde oluşan bu hadise efendimizden bizlere bir hediyedir. Bu sebeb ile namaz mü’minin mi’racıdır ve insanlık mertebesidir.
 
Kişi bu güzel oluşumu samimi bir çalışma ile gerekirse ehlinden yararlanarak hakikatine ulaşmaya çalışmalıdır. 
Hakikat-i Muhammediden ne kadar feyz alabilirsek o’nu tanıyıp idrak etmemiz o kadar olur za¬man içinde bunu arttırmamız gerekmektedir.
 
Kısaca anlatmaya çalıştığımız tahiyyat okuyuşundan sonra  
eğer 3 veya 4 rek’atlı namazları kılıyor isek tekrar ayağa kalkıp evvelki rek’at’ler gibi namazımıza devam ederiz. 
Eğer selam verilecek yerde isek tahiyyattan sonra 
salavat-ı şerifleri ve Rabbena atina... dualarını okuyup onlardaki ifadeleri anlamaya çalışıp selam veririz.
 
 
S A L A V A T L A R
 
Tahiyyattan sonra okunan selavat dualarında kısaca Muhammed (a.s.) ailesinden ve İbrahim (a.s.) ailesinden bahisle bunlara olan hörmet ve tazimlerimizi her zaman taze tutmamız gereği belirtiliyor. 
Namaz hocası kitaplarında bu hususta daha geniş bilgi vardır.
 
 
 
RABBENA ATİNA DUASI
 
Salavatlardan sonra da daha yukarı da yazılmış olan. Allahümme Rabbena atina... bölümünü okumamız çok yerinde olur.
allahümme rabbena atina fiyddünya haseneten 
ve fiyl ahıreti haseneten ve kına azaben¬nar (2/201)
rabbic’alniy mukıymessalati ve min zürriyyetiy 
rabbena ve tekabbel dü’ai (14/40) 
rabbenağfir liy ve livalidey¬ye ve lil mu’miniyne 
yevme yekumül¬ hısab (14/41)
 
namaz/salat sistemi o kadar güzel bir sis¬temdir ki
içi rahmet;   dışı huzur doludur.
 
Kısaca son dualarda kişi dünya ve ahirette iyilik ve azabdan korunmak ister. Kendinin ve çocuklarının ibadet ehli olmasını ister. Ebeveyninin ve mü’minlerin de affını taleb eder.
Böylece her okuyan hem kendisi çocukları ebeveyni ve hem de müslümanlar için iyi temennide bulunduğundan dua ve niyazlar zincirleme bir birlerinin gıyabında ve onlara yönelik olarak maddi bir çıkar düşünmeden yapılmış olur. Bundan daha kapsamlı ve güzel bir sistem olabilir mi?...
Hak teala her şeyin en güzelini nasib etsin. Amin.
 
 
S E L A M
 
Düzgün bir şekilde namazım buraya kadar getiren kişinin namazından çıkması için yapacağı son şey selam vermektir.
esselamü aleyküm ve rahmetüllah diyerek başını önce sağa 
sonra tekrar aynı selamı (esselamü aleyküm ve rahmetüllah diye) söyleyerek sola çevirmek suretiyle namazının o bölümünü bitirmiş olur.
 
Bunun karşılığında allahümme en tesselamu ve min kesselam tebarekte yazelcelali vel ikram diyerek cevab ge¬rekir.
 
Eğer yalnız kılınan bir namaz ise kendi kendine  
cemeatle kılınıyor ise müezzin imam’ın selamına cevap vererek namazı bitirmiş olur.
 
Şimdi: Kısaca bu selamları incelemeye çalışalım; 
bir günlük namazda;
- (21) adet tahiyyatta okunan ikişer selam (21 x 2 = 42)
- (13) adet ikişer selam (13 x 2 = 26) 
- (13) adet se¬lam karışılığı ikişer selam  (13 x 2 = 26)   
toplam (42 + 26 + 26 = 94)
 
beş vakit namazın da her biri toplu birer selam olduğundan
neticede (94 + 5 = 99) eder. 
 
Nasıl bir sistemdir ki her yönü insan’ı hayrete düşürüyor. 
Baş taraflarda gördüğümüz gibi namaza (99) esma-i ilahinin varlığı ile başlamıştık  
sonunda da (99) selam ile nihayete erdirmiş oluyoruz.
 
Esselamu aleyküm ve rahmetüllah diye başını 
sağa çeviren Zat tecellisindeki kişi o istikamette ne kadar varlık varsa hepsine selamet dilemiş olur. 
Sola çevirdiğinde de aynı şeyi o istikamette olanlara dilemiş olur. 
İnsan-ı Kamilin ihatası ve rahmeti çok geniştir.
 
 
 
ALLAHÜMME EN TESSELAMU VE MİN KESSELAM
 
Allahümme en tesselamu ve min kesselam tebarekte yazelcelali vel ikram diyen müezzin veya namaz kılan kişi  
(ey Allah’ım selam sensin ve selamet sen¬dendir sen bereket yücelik ve ikram sahibisin) demiş olur.
 
Bu ifadeleri değişik mertebelerden çok iyi değerlendirmek lazım gelir. 
Ehli indinde gerçekleri bi¬lindiği üzere Hak kendi kendini yücelterek kulunun ağzından  cevap vermektedir.
 
Hak’kın güzel isimlerinden Esma’ül hüsnadan biri olan selam büyük ağırlığı olan bir isimdir ve insanın kay¬ınaklarından biridir. 
Nasıl ki Sübbuh ve kuddüs melekler  için  kullanılırsa  
Aziz ve  cabbar  ve mütekebbir de cin ve şeytanlar için kullanılır.
 
Namazın sonlarında oluşan (99) selam ismi başta oluşan (99) esma-i ilahiyeye birer selamet geçidi olurlar.
 
Şöyleki: Mesela Kahhar esmasından başına bir zorlonma gelecekse namazda okuyarak oluşturduğu selamlardan bir tanesi onun önüne geçer tamamen selamete ulaştırır veya en azından şiddetim azaltır. 
Böylece her bir selam her bir esmanın ya karşıtı veya destekleyicisi olur. Yani (99) esma’nın biri vasıtasıyla sana faydalı bir şey de gelecekse onu da arttırır.
 
Selamın bir başka ifadesi de; kendinde olmaktır kendinde olan kişi de selamette olur.
 
ALLAH’ın c.c. isimlerinden olan selam kulunda te¬celli ettiğinde o kul birimsel benliğinden uzaklaşmış Hak varlığı ile gerçek selametine ulaşmıştır. İşte o kul görünümündeki zuhur her varlığa selamet ve huzur kaynağı olmuştur.
 
Netice itibariyle olgun bir namaz kulu yüce idraklere çıkarıp İrfan ehli olmasını sağlar. 
İşte böylece na¬mazların sonlarında bulunan selamların sırları meydana çıkmış olmaktadır.
Allah’dan c.c. her birerlerimiz için selam ve selametli! neticeler niyaz ederiz.
 
 
ALA RESÜLÜNA SALAVAT
 
Vakit namazlarının son selamları söylendikten sonra teşbih bölümüne geçiyor ve ala resülüna salavat diyerek Rasülün üzerine selam getiriyoruz. 
 
Niye?... Bütün bu sırları oluşumları esrar-ı ilahiyeyi bize getiren o zat’ı mübareğin Aleyhisselatü vesselamün alemlerin sul¬tanının Efendimizin üzerine şükran borcu olarak getiriyoruz.
 
Eğer O bu sırları açıklamamış olsaydı dünyada hiç kimse bunları anlayamazdı. Onun getirdiği sırlarla ve muhteşem İSLAM kültürüyle bu sırlar ortaya çıktı. Bu sebeble minnet borcu olarak her münasip yerde Ona salevat getiriyoruz.
 
Ancak getirdiğimiz salat-u selamlar telsiz gibi Ona gidiyor Ondan yansıma yapıyor ve tekrar bize dönüyor. 
Neticede yine biz faydalanmış oluyoruz Onun zaten bi¬zim salavatlarımıza ihtiyacı da yoktur.
 
 
SÜBHANELLAHİ VEL HAMDÜLİLLAHİ
 
Daha sonra: 
sübhanellahi velhamdülillahi 
ve la ilahe illellahu vallahu ekber 
ve la havle ve la kuvvete illa blllahil aliyyil azıym diye okuyoruz.
Burada da yine tenzih var Cenab-ı Hakk’ı ululama yüceltme var.
AYET-EL KÜRSÎ
 
Bu da bittikten sonra Ayet-il kürsiyi okuyoruz.
Hepimizin bildiği (Bakara Suresi 2/255)
allahü la ilahe il¬la hüvel hayyül kayyumü 
la te’huzühü sinetün ve la nevmün 
lehü ma fiys semavati ve ma fiyl ardı
men zelleziy yeşfe’u ındehu illa biiznihî 
ya’lemü ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm 
ve la yuhıytune bişey’in min ılmihî illa bi¬ma şae 
vesi’a kürsiyyühüs semavati vel¬ arda 
ve la yeüdühü hıfzuhümü ve hüvel aliyyül azıymü diye başlıyarak devam ediyor.
 
Cenab-ı Hakk’ın zatını ifade eden ayetler bunlar açıklamasına girersek bahsimizi aşmış oluruz. 
Çünkü bu başlı başına işlenecek ayrı bir konudur burada sadece namazdaki sıra ve yerine göre açıklama yapıyoruz.
 
 
 
T E S B İ H L E R
 
Sonra sıra tesbihlere geliyor önce tesbihlerin sayısal hakikatlerine bir göz atalım.
Bir vakit namazın sonunda 
- (33) adet sübhanellah 
- (33) adet elhamdülillah 
- (33) adet Allahu ekber de¬mekteyiz.
 
Bu sayıların toplamı (33 + 33 + 33 = 99) eder. 
Beş vakit namazın sonunda her bir tesbihin tamamı (33 x 5 = 165) adettir.
Tüm tesbihlerin tamamı ise (99 x 5 = 495) olmaktadır.
 
(33) sayısındaki üçlerin ifadesi;
- ilmel yakıyn  
- aynel yakıyn  
- hakkal yakıyn’dır.
 
(33) sayısındaki iki (2) adet üç (3) ün toplamı 
(3 + 3) = 6 eder bu da iman-ı kamili ifade eder.
 
İki (2) adet (33)’ün rakkamsal toplamı (3 + 3) = 6
(6 + 6) = 12 eder bu da on iki (12) mertebenin ifadesedir.
 
Üç (3) adet (33) sayısının rakkamsal toplamı (3 + 3) = 6
(6 + 6 + 6) = 12 eder bu da on sekiz (18) bin alemin ifadesidir.
 
Üç (3) adet (33) ün sayısal toplamı  
(33 + 33 + 33) = 99 eder bu da esmaül hüsnanın ifadesidir.
 
Yukarıda belirtilen (165) sayısının meydana getiren rakamların toplamı 
(1 + 6 + 5) =12 eder bu da (12) mer¬tebenin ifadesidir*(7).
*(7) Bu mertebeler İRFAN MEKTEBİ adlı fcitcıbırutzda izah edildi.
 
Yine yukarıda belirtilen (495) sayısını meydana ge¬tiren rakkamların toplamı  
(4 + 9 + 5) =18 eder bu da onsekiz (18) bin alemin ifadesidir.
 
 
 
Ayrıca (99) Esma’ül Hüsna Allah’ın güzel isimlerinde bulunan
iki dokuz’un ( 9 + 9 ) toplamı da (18) olmaktadır*(8).
*(8) 18 sayısı 18 bin alemi ifade etmekledir bu hususlar ise çeviri lübb’ül lübb kitabımızda belirtildi.
 
Sadece lafzi olmayıp hakkıyle çekilen tesbihlerin bizlere neler kazandıracağını bir bilebilseydik ne olurdu?...
 
Şimdi çektiğimiz tesbihlerin kısaca manalarını an¬lamaya çalışalım.
Bir günde çektiğimiz tesbihlerde (165) defa sübhanellah diyoruz yani tenzih ediyoruz. 
Ayrıca namaza başlarken (15) defa sübhaneke  
rükularda günde en az (120) defa sübhane rabbiyel azıym  
secdelerde günde en az (240) defa sübhane rabbiyel a’la diyoruz.
 
Tenzih anlamındaki bu çeşitli lafızları sırasıyla topladığımızda  
(165 + 15 + 120 + 240 = 540) sayısını buluyoruz. 
Buradaki 5 sayısı; hazarat-ı hamse  
              4 sayısı; şeriat ta¬rikat hakikat marifet mertebeleri; 
sondaki (0) ise   hiçlik mertebesidir. 
Gerçek bir tenzih ile namaz ibadetine de¬vam eden kişiye bu mertebelerin hakikati açılır.
 
Namaz kılan kimse yüce ALLAH-ı günde en az (beş yüz kırk (540) defa tenzih mertebesi itibariyle yüceltmiş ol¬maktadır.
 
Yukarıda da belirtildiği gibi sübhanellah tenzihtir yani Cenab-ı Hakk’ı noksan sıfatlardan münezzeh kılmaktır.
Onda hiç bir noksanlığın olmadığına yakıyn bil¬gisiyle kani olmaktır.
 
Evvelce belirtilen tenzihlerden sonra tesbih ten¬zihleri namazın varlığında 4 üncü tenzih mertebesini ifade etmektedir.
 
Kişi hangi idrak ve yaşam halinde ise tenzihini ancak o mertebeden yapabilir. Gerçek tenzihi ise sadece irfan ehli olanlar yapabilirler. 
Ve derlerki: 
sen kendini nasıl tenzih ediyorsan biz de öyle tenzih ediyoruz.
 
(Saffat Suresi 37/180-181-182)
sübhane rabbike rabbil ‘ızzeti ‘amma yasıfune (180)
ve selamün alel mürseliyne (181)
vel hamdü lillahi rabbil alemiyne (182)
(izzet sahibi rabbın onların vasıflandırdıklarından münezzehdir. Bütün peygamberlere selam olsun. Alem¬lerin Rabbi olan ALLAH’a da hamd olsun...)
Bu yüce ayetin sırrım Cenab-ı Hak cümlemize nasib etsin.
 
Tenzih;   şeriat  
ta¬rikat  
hakikat ve 
marifet mertebelerinde  
her mertebenin özelliği itibariyle değerlendirilir geniş kapsamlı bir bilinç mevzuudur.
 
Gelelim Hamd 
elhamdülillah Hamd alemlerin Rabbınadır tesbihine. 
Bilindiği gibi Hamd Cenab-ı Hakk’a şükretmek veya onu övmek’tir daha evvelce bir miktar anlatıldı.
Namaz kılma sırasında ve tesbihde kullanıldığımız Hamd ile ilgili lafızlar.
 40   defa elham’ın hamdı 
 40   defa semi Allahu limen hamideh 
 40   defa Rabbena lekelhamd 
165   defa tesbih’de elhamdülillah
   5   defa son elham’daki hamd 
290   defa terarlanmaktadır.
 
Böylece kişi bir günlük namaz içinde farkında bile ol¬madan (290) defa hamd etmiş olmaktadır.
 
(290)   sayısının  rakkamlarını  ayırıp  toplarsak
(2 + 9 = 11) on bir eder  
11 iki (2) tane 1 ile yazıldığı malumdur.
Bunlardan birinci bir (1)     Hakk’ın birliği  
               ikinci   bir (1) ise Hakk’ın kuldaki birliğidir  
 
İşte kemal üzere olan hamd ancak böyle olandır yani kendinden kendine olandır. 
Daha sonra bu hamd mevzuuna tekrar temas edeceğiz.
 
Gelelim ALLAH’u ekber tesbihine. 
Bilindiği gibi bu da yüce ALLAH-ı ululaştırma yüceltmedir.
 
Yine namaz kılma sırasında ve tesbihde kullandığınız tekbirler.
221   defa namaz tekbirleri
   1   defa vitr tekbiri 
 60   defa ezan ve kamet tekbirleri 
165   defa tesbih’de elhamdülillah 
447   defa terarlanmaktadır.
 
Böylece kişi bir günlük namaz içinde farkında bile ol¬madan (447) defa tekbir getirmiş olmaktadır.
 
Şimdi kısaca (447) sayısını inceleyelim  
baştaki iki dörtü toplarsak (4 + 4) = 8 sekiz olur  
daha evvelce de belirttiğimiz gibi cennet kapılarının sayısıdır
geriye kalan yedi (7) ise yedi nefs mertebesinin ifadesidir. 
 
Bir başka yönden baktığımızda (4 + 4 + 7) = 15 (on beş) eder
üç çıkarırsak (15 – 3) = 12 kalır ki on iki (12) mertebeyi ifade eder  
çıkardığımız üç (3) ise
  ilmel yakıyn 
aynel yakıyn 
hakkal yakıyn mertebelerinin ifa¬deleridir.
 
Kitabımızın üçüncü kısmı olan Ezan-ı Muhammed-i bölümündeki tekbirler faslında bu mevzu’a tekrar devam edeceğiz burada bu kadarla yetiniyoruz.
 
Sübhanellah dediğimiz zaman Onu noksan sıfatlardan tenzih ediyoruz.
Elhamdülillah dediğimiz zaman Ona hamd edi¬yoruz.
ALLAH-u ekber dediğimiz zaman da Onu yücelti¬yoruz.
 
Bu ifadeler namaz içinde baştan beri belirli yerlerde bir nizam içinde söylendiğinden son ifadelerinde daha kemalli söylenmiş olması gerekmektedir.
 
 
 
 
Mertebeleri itibariyle  
Sübhanellah   TENZİH  
El-hamdülillah   TEŞBİH  
ALLAH-u ekber TEVHİDdir.
 
Bir başka yönden bakışla  
Sübhanellah   TENZİH Museviyet
El-hamdülillah   TEŞBİH İseviyet
ALLAH-u ekber TEVHİD Muhammediyyet mertebesidir
 
İslam dini Adem (a.s.)dan başlayıp Hazret-i Muhammed (a.s.)na kadar gelen bütün İnsanlık mertebelerini bünyesinde toplamıştır.
 
Bu oluşumlar içerisinde tesbihler bittikten sonra sıra duaya geliyor.
 
 
D U A
 
Tesbihler çekildikten sonra  
La ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh
lehül mülkü ve lehül hamdü
ve hüve ala külli şey’in kadir okunuyor.
Bunun kısaca ifadesi:
(O’ndan başka ilah yoktur. O’nun eşi ortağı da yoktur  
mülk O’nun hamd O’na dır  
O her şey’e kadir’dir.) 
Bu ifadeleri de çok iyi değerlendirmek lazımdır.
 
Bunlardan sonra 
Allahümmahşurna fiy zümratissalihin (iyi temenni) veya benzeri bir ayet okuyup dua et¬mek için ellerimizi havaya kaldırıyoruz.
Kısaca yukarıdaki temenniye bakalım  
(ALLAH’ım bizi salih kullarının arasında haşret )
yani dünya da bizi salih kulların ile birlikte yaşat ahirette de onlarla birlikte haşret. 
 
(Çok daha geniş ifade ve kapsamı olan bu temenni’yi Cenab-ı Hak cümlemize en geniş şekilde idrak ettirsin. AMİN)
 
Dedikten sonra duamıza başlıyoruz dileyen dilediği şekilde içinden geldiği gibi Mevlasına yönelip duygularım ifade eder veya hazırlanmış duaların biriyle de duasını yapabilir. 
Daha sonra Fatiha deyip Elham-ı şerîfi okuyup namazını bitirmiş olur.
 
 
F A T İ H A   H A M D
 
Şimdi tekrar hamd mevzuuna dönelim daha ev¬velce de bir miktar bahsetmiş olduğumuz gibi bir günlük namaz da (290) defa hamd olgusu vardır.
 
Hamdın  genelde dört mertebesi olmakla birlikte  
bir de bütün varlığın umumi hamdı vardır.
 
Her varlık kendi mertebesinde var olup zuhura çıktığından bir özellik kazanmış olmaktadırlar. 
Bu özellikleriyle faaliyet sahasına geldiklerinde birbirlerinden ayrılıp ne için var edilmişlerse o özelliği ortaya koymaları bütün varlığın umumi hamdı’dır.
 
Böylece hamd mertebeleri beş (5) olmaktadır.
(1) inci mertebe de Hamd Şükür anlamındadır.
Bu düzeyde olan kimse Cenab-ı hakkın kendisine vermiş olduğu nimetlere karşı şükrünü eda eder. zahiri şeriat mertebesidir.
İnsanların çoğunluğu bu yaşam içindedir kişi farkında olmadan menfeat karşılığı şükretmiş olur. 
Eğer Rabb’ı verdiği ve vermeyi vaad ettiği şeyleri vermemiş olsa büyük bir çoğunluğu bu şükürden vaz geçerler.
 
(2) inci mertebede Hamd övgü anlamındadır. Esa¬sen hamd’ın lügat manası da övgüdür. 
Her hangi bir şey beklemeden karşılıksız olarak Rabb’ını sadece mu¬habbeti ve sevgisi gereği övmesi’dir. 
Bu övgü öven kişilerin Rabblarını hangi mertebeye kadar idrak et¬mişlerse ancak o mertebe düzeyinden övebildiklerinden bu kişilerin övgüleri biri birlerinden farklı olur tarikat mertebesidir.
 
(3) üncü mertebede
la uhsi senaen aleyke ente kema esneyte ala nefsik 
yani (Seni gereği gibi övemedik sen kendini nasıl övüyorsan biz de öyle övüyoruz ) diyen o yüce peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimiz bu vadi de bizlere çok büyük ufuklar açmıştır.
 
(4) üncü mertebede Hamd gerçek anlamına yak¬laşmış olmaktadır.
Sübhanellahi ve bihamdihi
O’nun hamdıyla tenzih ederiz.
Burada biraz daha mevzua girerek tefekkür dünyamızı genişletmeye çalışalım. Zira insan düşündüğü sürece zahir ve batın ilerlemişim sağlayabilir.
 
(Fatiha Suresi 1/2)
el hamdü lillahi rabbil alemiyne
(Hamd alemlerin Rabb’ı olan ALLAH içindir )
 
(1) ve (2) inci mertebelerde kul tarafından yapılan hamd bu mertebede Hakka geçmektedir. 
Hakikaten de Hamd ancak ALLAH’a mahsustur yani gerçek hamdı ancak ALLAH yapar bu bir gerçektir.
Bu hamdı ancak hakikat mertebesine ulaşmış kimseler anlayıp değerlendirebilirler zaten burası da ha¬kikat mertebesidir.
 
Kulluk mertebesinden yapılan hamd’lar ne kadar yüce duygular içerisinde olursa olsun yeterli olmaz. 
Çünkü kulun gerçek hamdı yapabilmesi için övdüğü varlığı çok iyi tanıması ve bilmesi lazım gelir.
O mertebelerde bu mümkün olmadığından gerçek hamd meydana gelmiş olmaz. Ancak Cenab-ı Hak her türlü hamd’ı eksiklikleriyle kabul eder.
 
Az yukarıda gerçek Hamdı ancak ALLAH yapar dedik. 
Burada roller değişmiş Kul hakikat mertebesine ulaşınca Rabb’ı onu övmeye başlamıştır.
 
(İsra Suresi 17/70)  
ve le¬kad kerremna beniy ademe
(Adem oğlunu mükerrem kıldık.)
 
(Ahzab Suresi 33/56)
innallahe ve melaiketehu yusallune alennebiyyi
(ALLAH ve melekleri peygamberin üzerine salat-u selam getirirler.)
(Enbiya Suresi 21/107)
ve ma erselnake illa rahmeten lil alemiyne
(Seni ancak alemlere rahmed olarak gönderdik ) 
gibi ve benzeri ifadelerle ALLAH kulunu över.
 
İşte bu çok büyük bir idrak mertebesidir.
Kul kendini tanıma doğrultusunda yol aldıkça  
- evvela aczini ve yokluğunu anlar. 
- Ondan sonra da kendi gerçek varlığını idrak eder. 
 
İşte o mertebe de Rabb’ı kulunu övmeye başlamıştır. 
Bütün alemleri senin için seni de kendim için halk ettim rütbesini vermiş olur. 
 
İnsanoğlu gerçek hedefini bir bilebilseydi ne olurdu?...
İdraki ve yaşamı oldukça zor olan bu mertebeye Cenab-ı Hak arzulularını ulaştırsın.
 
(5) inci mertebe de ise hamd daha da derinleşip genişlemektedir.
 
(İsra Suresi 17/79)
asa en yeb’aseke rabbüke mekamen mahmuden
(Umulur ki Rabbin seni de makam-ı MAHMÜDa ulaştırır ) hükmüyle bu mertebenin en geniş hali be¬lirtilmiştir.
 
Bütün varlık alemi tarafından gerek FITRÎ gerek İRADÎ olarak övülen hamd edilen MAKAM-ı MAHMUD HAKİKAT-i MUHAMMED-i dir.
 
(6) ıncı mertebe ise bütün varlığın her birerlerine mahsus  kendi lisanlarıyla  kendi mertebelerinden yaptıkları Hamdlardır.
 
(Fatiha Suresi 1/2)
el hamdü lillahi rabbil alemiyne
(Hamd alemlerin Rabb’ı olan ALLAH’a mahsustur) ifadesi bünyesinde çok geniş oluşumu bulundurmak¬tadır.
 
(7) inci mertebede hamd 
efdalü zikir la ilahe illallah  efdaluddu’a elhamdülillah
ifadesiyle belirtilen duanın efdali/üstünü olan elhamdülillah dır.
 
Yarısı Uluhiyyet  
yarısı abdiyyet mertebesinden hitab eden bu Süre-i şerif-i her rek’atte ve her fırsatta oku¬maktayız O’na gerçek değerini verip idrakle düşünme¬liyiz.
 
(8) inci mertebede ise hamd ahirette oluşacak liva-ül hamd (hamd sancağı) nın altında sığınmaktır.
 
Hamdın (8) mertebesini de anlayabildiğimiz kadar anlatmaya çalıştık Cenab-ı Hak her birerlerimize bun¬ları daha iyi anlama yeteneği versin şuurlu insanlar olarak ne yaptığımızı bilmemiz lazımdır.
 
Buraya kadar bir günlük namaz içerisinde okunan sözleri anlayabildiğimiz kadar yazmağa çalıştık ALLAH c.c. cümlemize idrak genişliği versin. 
 
Bundan sonra ha¬reketler bölümüne geçiyoruz. Burada da geniş bir idrake ihtiyacımız vardır Hak’tan niyaz ederiz. Gayret bizden yardım ALLAH’tan dır c.c.