Dolar Alış
:
5.4392
Dolar Satış
:
5.4490
Euro Alış
:
6.2032
Euro Satış
:
6.2143
Aranıyor, lütfen bekleyiniz...

Mevlüt Kandili

İK İ N C İ   B Ö L Ü M
MEVLÛT KANDİLİ
 
esselatu vesselam aleyke ya Rasulûllah  
esselatu vesselam aleyke ya Habibullah
esselatu vesselam aleyke ya Seyyidel evveline vel aharin 
velhamdülillahi Rahhil alemiyn.
 
Muhterem dostlar.
Bu akşam 11-10-1989 senesi’nin Mevlûd kandili gecesinin için¬de bulunmaktayız Cenab’ı Hak bu gecenin feyzinden cümle müslümanlan ve hepimizi yararlandırsın hakikatine erdirsin ger¬çekten yaşayanlardan eylesin.
 
Rebiül evvel ayının 11 inci gününü 12 nciye bağlayan gece Fahri Alem Muhammed Mustafa S.A.V efendimiz hazretlerinin be¬densel olarak dünya’ya teşrif ettikleri nurlu gecedir.
 
Alemde “Hakikati Muhammedi” ebedi ve ezelidir.
Hazreti Mu¬hammed elbisesiyle dünya üzerinde faaliyet sahnesine çıkması bu geceye rastlamaktadır.
 
Alem şümul olan bu devrimsel doğuş;
acaba bizlerde karşılı¬ğını nasıl oluşturacaktır?.
Dinimizde her hükmün zahiri ve batını olduğu gibi bu doğu¬şun da bir zahiri bir batını vardır eğer biz onun sadece zahirini yani Hazreli Rasulüllahın “bedensel doğumu”nu okur anlamaya çalışırsak bu yeterli olmaz çünkü o bize bir numunedir onun do¬ğumu bizlere bir örnektir. 
 
Bu doğuşun bizdeki yönünü anlamaya çalışmazsak bilgimiz yarım olur ve doğumun özüne inmiş olama¬yız:
 
Bütün varlığa havi olan “Hakikati Muhammedi” temizlenmiş gönüllerde doğumunu zuhura getirecektir. Bunun yolu Hazreti Muhammedin doğuşunu öğrenip meydana gelen olayları inceleyip varlığımızda kendimize uyarlamaya çalışmakdır. 
 
Din ve tarih kitaplarında Hazreti Muhammed’in doğumu çok geniş lafsilatlı anlatılmaktadır biz burada balın yönünü araştırmaya çalışacağız.
 
“Hakikati Muhammedi”nin birimsel olarak bizlerdeki doğu¬şunu gerçekleştirebilmek için;
o kutlu doğum günlerinde oluşan hadiseleri inceleyip kendimizde mümkün olan en iyi nispette uyarlamağa çalışmak  
bizlere gerçek “Muhammedi” olmayı sağlaya¬caktır.
 
 
 
01. Fil vak’ası
02. Cinlerin göğe çıkmasının yasaklanması
03. Ka’bede bulunan putların yüz üstü yere yuvarlanması
04. Medayin şehrinde İran hükümdarlarına mahsus sarayın 14 direğinin sallanıp parçalanıp devrilmesi
 
05. Save gölünün kuruması
06. Bin senedir yanan mecusi ateşinin sonmesi
07. Bir çok kuru derelere su basması
08. Bağdatta Dicle sahillerinde bir deve orada ne kadar deve varsa hepsini önüne katip çöle sürmesi
 
09. Annesi Amine
10. Babası Abdullah ve daha bunlara benzer bir çok olayla¬rın elması.
 
Rasulüllahın dış halini “Hazreti Muhammed” yönünü öğrenip idrak etmek sünnet
Rasulüllahın iç alemini “Hakikati Muhammedi” yönünü anlayıp idrak etmek ise farzdır.
 
Muhterem dostlar: 
Hz. Rasulûllahın doğumu günlerinde meydana gelen alem şümul olan o hadiselere (kendilerimiz) yönünden yani birimsel şümul olarak hakmaya çalışalım.
 
 
01 - Fil vak’ası:
Bilindiği gibi Hazret; Rasulüllahın doğumundan kısa bir süre önce Ka’beyi yıkmak niyetiyle Yemenden kalkıp gelen “Ebrehe” ismindeki kumandanın emrindc bulunan içinde fillerinde olduğu bir ordunun Mekke şehrine gelmesidir.
 
Ka’be-i Şerifi yıkmak için hareketc geçen orduya Cenab-ı Hak ebabil kuşları ile cehennemden alınan küçük taşları askerlerin üzcrine atmalarıyla çöl fırtınasınında başlamasıyla fil ordusunun bozgun ve imha edilmesidir.
Bu hadise “Kur’an-ı Keriymde” (105 Fil surcsi)’nde belirtil¬miştir. Geniş izahat oradan alınır biz özet olarak bizlerle ilgili yönlerim izaha çalışacağız.
Regaib olgusuyla gönlüne “Hakikati Muhammedi” tohumları atılmış olan o kutlu İnsan netice alabilmek için bu oluşumun kemalini sağlamak zorundadır.
 
Daha evvelce nefsi hayvanların en güçlüsü olan fil hükmünde iken ve gaflet düşünceleri askerleri ile birlikte yaşarken 
- ma¬nevi çalışmaları neticesinde zikr’lerinden oluşan ebabil kuşlarının getirdiği Tevhid mermilerini 
- askerlerin yani gaflet düşüncelerinin üstüne atıp onları yok etmesi  
- ayrıca muhabbet rüzgarlarının ve aşk fırtınalarının esmesi ile nefis fillerin çölde yok edilmesi neticesinin gücünün büyük bir bölümünün ortadan kalkması hükmün¬dedir.
02 - Cinlerin göğe çıkmasımn yasaklanması:
Hazreti Rasulüllahın doğumundan bir müddet evveline kadar: Cinler gök yüzüne çıkıp meleklerden görev taksimleri sırasında çalma çırpma haberler kapıp yer yüzüne inip bazı medyum ve kahinlere bunları bildirip onların bazı olacak hadiseleri vaktinden evvel insanlara bildirmeleri ile cemaatları arasında saygı de¬ğer olmalarını sağlıyorlardı. Böylece insanlar din adamlarından zi¬yade bunlara inanır lıale gelmişlerdi.
 
Hazreli Rasulüllahın doğumundan sonra 
(Hicr Suresi 15/16-17-18 ayetlerinde)
ve lekad ce’alna fiys sema’i burucen 
ve zeyyennaha linnazıriyne (16)
ve hafıznaha min külli şeytanin raciymin (17) 
illa menisterekassem’a feetbe’ahü şihabün mübiynün (18)
ve lekad/elbette gerçekten/andolsun 
buruc/burçlar sema içinde ce’al/kıldık
ve nazir/nazar edenler için
zeyyennaha/onu/kendisini  zeyyen/tezyin ettik/süsledik
ve külli/her racim/recm edilmiş/taşlanmış kovulmuş şeytandan
hafıznaha/onu/kendisini muhafaza ettik/koruduk
illa/ancak semi/işitileni dinlenileni istereka/çalan (kulak hırsızı) yapanı  
bu halde mübin/beyan olan şihab/parlak taş/ateş parçası  
etbe’ahü/onu/kendisini tabi oldu/izledi  
“And olsun ki gökte Burçlar meydana getirdik onları bakanlar için donattık kovulmuş her şeytandan koruduk fakat kulak hırsızlığı yapan olursa parlak bir ateş ŞİHAP onu kovalar/yakar ” hükmüy¬le bu yol ebedi olarak kapatıldı.
 
Ondan sonra eskisi gibi gökten yeni haberler kapmaya yeltenen cinleri şihap diye belirtilen par¬lak bir ateş yakıp kül ediyordu; 
Böylece artık gök yüzünden ha¬ller almaları mümkün olmadı: çünkü: Bundan böyle Rasulü Kib¬riya Hazretlerinden başka haberci olmayacaktı tek ve emin olan Hazret’i Rasulüllah’a bu görev verilmişli.
 
Kur’anı Keriymde evvellerin ve ahirların ilmi bildirildi daha henüz bilinmiyen nice ilimler onun içinde mevcuttur bu yön ta¬mamen başka bir mevzudur ancak: bu ayetin kısaca günümüzde zahiri olarak nasıl bir ilmi ortaya koyduğuna bakalım.
 
Amerikanın yıldız savaşları diye geliştirmeye çalıştığı daha gökte iken tesirsiz hale getirmeye uğraştğı füzelere yolladığı X la¬zer ışın’larının temelini anlatmaktadır fakat ne yazıkki biz tutucu müslüman’lar elimizdeki o sonsuz liazineyi baş ucumuza asıp bazende olülerimize okuyup bırakıyoruz.
Allah c.c bizleri ondan en geniş şekilde faydalandırsın. Müs¬lümanlar olarak numune insan olup dinimize en güzel şekilde lıallerimizle yararlı olalım.
 
Şimdi gelelim kendimize: 
Bir insanda “Hakikati Muhammedi” doğmadan evvel o insan vehim ve hayal bilgileri ile doludur ge¬len yeni bilgilerde aynı şekilde vehmi ve hayali olup  
ne yaman ki o kimsede “Hakikati Muhammedi” zuhura geldi o andan itibaren artık hayal ve vehim yolu kapanır yeni Muhammedi bilgiler¬le dolmaya başlar artık o varlığa cinler ve şeytanlar ulaşamaz çünkü “Nur’u Muhammedi” onları yakar. 
İşte ancak bu halden son¬ra doğru ilim kendinde çoğalmaya başlar gayreti ve himmeti nispetinde yükselmesini sürdürür.
 
 
03 - Kabede bulunan putların yüz üstü yere yuvarlanması:
Hazreti Rasulüllahın Peygamberliğinden evvel yaşanan cahiliye devrinde Ka’beyi şerif putlarla dolu idi. Ne zaman ki müslümanlar tarafından Ka’be feth olundu ondan sonra içindeki put¬lar kırılıp yok edildi. 
İşte bir kimsede’de “Hakikati Muhammed’i” doğduğunda Gönül Ka’be’sini dolduran putlar yere kapanıp sec¬de ederler bu putlar “nefs-i emmare” putlarıdır her türlü maddi sevgiler ve dünyevi arzulardır.
Hakikat-i Muhammed’i doğmadan bunlardan kurtulmak ade¬ta imkansızdır.
 
Vaktiyle bu putları “Nur’u Muhammediye”ye secde ettirip; sonra da yerlerinden söküp boşalan yerlere “Hakikati Muhammed’i”nin sevgi ve muhabbet yaşantılarını doldurmak gerek¬mektedir.
 
 
04 - Medayin şehrinde İran hükümdarlarına mahsus sara¬yın 
    on dört (14) direğinin sallanıp parçalanıp devrilmesi:
Bir kimsede Hakikat-i Muhammed’i doğmadan evvel varlığında nefsi emmarenin yaşadığı bölgede hayal sarayı vardır. “Hakikat-ı Muhammed’i”nin doğması ile bu nefs sarayını tutan direkle¬rin büyük bir kısmı yıkılır daha sonra da tamamı ortadan kaldırılarak o varlıkta nefsi emmareye yaşayacak bir mekan kalmaz an¬cak bundan sonra o bedenle ilahi yaşam haşlar.
 
 
05 - Save gölünün kuruması:
Bir kimsede Hakikati Muhammed’i doğmadan evvel gölü SA¬VE / MASİVA (*) ile doludur Salikin ilk yapacağı işlerden biri içinde bulunan masiva derelerini kurutup oradan gelen masivalara yol vermemesidir.
(*) (ekrem Not) 
Siva : başka gayri diğer 
Masiva : ondan gayrisi başka herşey hakkında. Dünya ile alakalı şeyler. 
Seveye : Eşit eş değer olmak. (x) İşi düzgün olmak. (MSx) seviye eşitlik. 
Seva : Mutedil nazir benzer zirve düzgün. (MSx) Beraber olma beraberlik. Denk müsavi. Kavi
Sava : Eşit denk eşdeğer olmak. Eşitlemek denk yapmak (x) Bir şeyi bir şeyle eşitlemek. Bir şey diğer şeye kemmiyet ve keyfiyette muadil kılmak. (MSx)
Haktan gayrı şeylerle beslenmesi durdurulan Save yani masi¬va gölü kurutulmuş olur. Böylece salik ağır bir yükten kurtulur. Bu gerçekleşmezse o kimsede Save gölü zamanla genişledikçe genişler ve o kimseyi boğar gider. Allah c.c cümlemizi masiva’dan korusun. 
 
Bilindiği gibi Haktan gayrı ne varsa bunların hepsi Ma¬siva ismini alır yani gafletin bir başka adıdır.
 
 
06 - Bin senedir yanan mecusi ateşinin sönmesi:
Bir kimsede Hakikati Muhammed’i doğmadan evvel çocuklu-ğundan o günlere kadar kendinde farkında olmadan oluşan Nefs ateşi fasılasız yanmaktadır. Eğer bu ateş söndürülmezse o bedeni ebedi olarak yakar. Tek çaresi gönlünde vaktiyle Hakikati Muhammediyye’yi doğurmaktır ancak o yolla nefs’in ateşi söner böylece bu tehlikeden kurtulmuş olur.
 
 
07 - Bir çok kuru derelere su basması:
Kişinin manevi varlığında bir çok akıcı kanallar vardır fakat nefs’i emarenin baskısı ile bu kanallar kuru kalmıştır. 
Ne zaman¬ki nefs’i emmare ile mücadele başlar ve alt edilir işle o zaman o kanallar tekrar sulanmaya başlar ve bunlara “Muhammedi pınarlar” denir en güzelleri de “Zem Zem” ve “Kevser” pınarlarıdır. 
İşte bun¬ların içinden “Hakikati Muhamıned’i” kişinin gönül deryasına akar ve orayı sonsuz olarak doldurur yine bunun da oluşması için o bedende Hakikati Muhammed’inin doğması lazımdır. Hakikati Muhammed’i doğmadıkça bu pınarlar kuru kalır.
Kuru kanallar ile de İnsan ruhunu besleyemez bu da ebedi kayıptır. Bunun için ne lazımsa yapılmalı. Hakikati Muhammediyye’yi doğumu ile faaliyete geçirip kanalları akıcı hale getirmelidir.
 
 
08 - Bağdatta Dicle sahillerinde bir deve 
orada ne kadar deve varsa hepsini önüne katip çöle sürmesi:
Bağdat şehri bir ilim merkezidir develer ise o devirde insan¬ları Hacca götüren vasıtalardır ayrıca kişiyi çeken vücut devesidir. 
Bunlar daha evvelce başı boş dolaşırken “Hakikati Muhamme¬di”nin doğumu ile içlerinden birinin oralarda başı boş dolaşan de¬veleri önüne katarak çöle sürer çünkü çöl yolu Hacc yoludur böylece belirli bir ilme sahip olan kimse Hacca doğru da yönelmiş olur. 
Beraberinde diğer develeride yani çevresinde oluşan kimseleride o yöne doğru sevkeder. İşte bu işin oluşması da Ha¬kikati Muhammediyye’nin doğuşuna bağlıdır.
 
09- Annesi Amine:
Yani emin olunan erkek olursa Emin kadın olursa Emine her iki halde de emin olunan kendisinde şüphe olmayan demek¬tir. 
“Hakikati Muhammediyye”nin doğduğu yer de emin bir yerdir. Burada eksiklik yanlışlık gaflet olmaz ancak  böyle bir doğum güzel bir başlangıçtır.
 
10- Babası Abdullah:
Yani Allah’ın kulu:  Yani Allah’ın kulunun oğlu:
Şimdi: Emin bu varlıkla Allah’ın kulunun izdivacı ne demek¬tir.
Emine hatun senin terbiye edilmiş nefsindir;
emin olunan artık eminlik hükmüne gelmiş şekavetten şakilikten kurtulmuş be¬lirli özelliklere o güne kadar sahip olmuş ve arlık emin olunan bir nefs hükmüne girmiştir.
 
İşte Abdullah Allah’ın kulu da bir bakıma senin ruhun hük¬mündedir. 
Bir bakıma da eğer varsa mürşidin hükmündedir. 
 
İşle o kimse senin emin olunan nefsine varlığına yani nefsaniyetine Allah’ın kulu olarak Abdullah olarak ruhunu nefh eder  
Yani  Kur’anı Keriym Sad Suresi 38/72 ayetinde 
 “ve nefahtü fiyhi min ruhıy”
ve benim ruhumdan fiyhi/ona/kendisine/içine/hakkında 
nefh ettim/üfledim
“Ben ona Ruhumdan nefy etlim” hükmü ile nefy eder  
yani senin bilmen lazım olan sana ait hakikatları sana açıklar anlatır.
 
İşte bu bir “izdi¬vacı ilahi” ilahi birliktir amma fiili şekilde değil manevi şekilde gönülden gönüledir. 
 
Böyle bir şiir vardır:
 
Sırrı hubbi ezeli behremi eşya sarist  
Oldur bu nükte pedidar gönülden gönüle
 
Ve nefahtü demi ki alemi ruhu efsadır  
Nefy eder hazreli kerrar gönülden gönüle.
 
Bu öyle bir gönülden gönüle alışveriştir  
ki kişinin terbiye edilmiş emin nefsiyle 
ruhunun veya mürşidinin kendisine yaptığı 
telkinat ilhamat gerçekler ve hakikatler neticesinde 
ancak “Haki¬kati Muhammed’i” “Nur’u Muhammed’I” o bedende meydana gelir.
 
Bu oluşuma eskiler “veled-i kalb” (kalbin oğlu) demişlerdir. Her birerlerimizde olması gereken bu ikinci doğumdur esas İsla¬miyet bununla başlar.
Ondan evvelki anamızdan babamızdan dünyaya gelmemiz sadece bu doğuma bir mahal hazırlamak için¬dir eğer ikinci doğum olmadan dünyadan geçer gidersek emin olun ki ne kadar ilim sahibi olursak olalım yine de gaflet içinde yaşayan ve bigane olan kimselerdeniz demektir.
Ama fiiller alemindeki ilmimiz artmıştır genişlemiştir. Fakat sen seni bilmedikten sonra ne kadar yük yüklesen yükün de kıymetini bilmezsin öyle bir yük yükleri ki pahada değeri çok fazla ancak ağırlığı az olsun.
 
Zahiri ilimler     pahada hafif yükte ağırdır. 
Batıni ilimler ise yükte hafif pahada ağırdır.
 
İşte eminleşmiş bir nefs ve iradeli bir ruh uyum sağlıyarak ikisinin birleşmesi neticesinde ortaya gelen varlık ne olur? 
Buna “Veled-i kalbi Muhammed’i” denir. Yani çok hamd eden “kalbin oğlu” 
Çok hamd eden ve kendini bilen o varlık çok hamd etmez de ne eder?...
O kadar büyük lutuflara gark olmuştur ki onu hamd’dan başka hiç bir şey karşılayamaz. 
 
Hamdın sekiz (8) mertebesi var¬dır  
Onları namaz ile ilgili “Salat” isimli kitabımızda açıklamaya çalıştık. Biz burada mevzuumuza devam edelim.
 
İşte kendine verilen bu ilahi lütuf karşılığında hamd etmeye başlayan kişi yine kendisine lütf edilen Kur’anı Keriym’i okumaya hamd ile başlıyor ve yoluna devam ettikçe ondaki derin ma¬naları idrak etmeye çalışıyor.
 
İşte Hakikati Muhammed’i itibariyle o doğum neticesinde kendini idrak etmeye başlıyan bir varlık ortaya gelir. Yoluna de¬vam ettikçe kendini daha iyi tanır kendini tanıdıkça da Rabbini tanır çünkü: “Nefsini bilen Rabbını bilir” denmiştir.
 
Böylece yolunda yürüdükçe kemali artar ve o nisbette de hamd’ı gelişmiş olur. Bunun neticesinde “levlake levlak lema halaktül eflak” yani “eğer sen olmasaydın olmasaydın bu alem¬leri halk etmezdim” Hadisi kudsisi daha iyi anlaşır hale gelir.
 
Dış alem olarak “Hz. Rasulüllah”ın varlığı “Hakikati Muham¬medi” olmasaydı bu alemler halk olmazdı. 
 
Eğer senin varlığında da “Hakikati Muhammedi”nin doğumu istenmemiş olsaydı senin varlığın da ortada olmazdı. 
Varlığın var olduğuna göre demek ki senden içinde mevcut olan “Hakikati Muhammedi”nin gereğini ye¬rine getirerek faaliyet alanına çıkarman isteniyor. 
 
Eğer bunu yap¬mak için çalışma yapmıyor ve “Hakikati Muhammedi”ni içinde hapsediyorsan nasıl bir mes’uliyet ve ağır yük altında olduğunu çok.. çok.. düşün. 
 
(Enbiya Suresi 21/107 ayette)
ve ma erselnake illa rahmeten li’l alemiyne 
ve illa/sadece  alemler için rahmet olarak  seni irsal ettik/gönderdik 
“Seni ancak alemlere rahmet olasın diye gönderdik” İlahi kelamıylc belirtilen manadan anlaşılan za¬hir olarak Hz. Rasulüllah’ın mübarek varlığı ancak alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. 
 
Kişilerde ise bu özellik kendi varlık¬ları cihetinden rahmet olarak gönderilmiştir. 
Eğer sana gönderilen ve Hakikati Muhammed’i olan bu rahmeti burada alıp faydalanamadın ise binlerce defa vah..vah.. ne büyük bir kıymet kaçırdığını bir bilsen ne olurdu.
 
NOT: Bu bölümün sonuna 29/08/1993 gecesine rastlayan Mevlüd kandili dolayısıyle yazdığım şiirimi ilave ediyorum.
 
  
 
B A N A   Ü M M E T İ M   D E R  M İ S İ N
 
Doğdun bu gece efendim sultanım baş tacım
Seni meddü sena eyledi Allah’ım
Bu dünyada o kadar çok oldu günahım
Bana ümmetim der misin acaba?
Bize ümmetim der misin ya Muhammed Mustafa
 
Senin için var eyledi Hak bu cihanı
Nurun kapladı alemleri her yanı
Hoş görür müsün bu gafil günahkarı
Bana ümmetim der misin acaba?
Bize ümmetim der misin ya Muhammed Mustafa..
 
Evvel gelenler hep müjdeledi seni
Sen her zaman güzel yenisin yeni
Bu garip dünyada bilir misin beni
Bana ümmetim der misin acaba?
Bize ümmetim der misin ya Muhammed Mustafa.
 
Dünyaya şerefler şanlar verdi varlığın  
Müşriklerden çok çok oldu daraldığın  
Görülmedi Hak yolundan hiç döndüğün  
Bana ümmetim der misin acaba? 
Bize ümmetim der misin ya Muhammed Mustafa.
 
Önce sana dendi Muhammed Mustafa
Gönüllere verdin pek çok hoşluk ve safa
Var mı ki bende seni anlayacak kafa
Bana ümmetim der misin acaba?
Bize ümmetim der misin ya Muhammed Mustafa.
 
Mi’raca çıktın orda neler gördün neler
Muhabbetin taş gönülleri bile deler
Benim günlerim hep böyle boşa gider.
Bana ümmetim der misin acaba?
Bize ümmetim der misin ya Muhammed Mustafa.
 
Hicret etlin zorlanarak o gün yerinden
Yaraladı müşrikler seni derinden
Yardım edemedim üzüldüm kederimden
Bana ümmetim der misin acaba?
Bize ümmetim der misin ya Muhammed Mustafa.
 
Hakkın bayrağını yücelttin göklere
Ümmetlerin yürüttü elden ellere
Neler düşürdün şu garip gönül lere
Bana ümmetim der misin acaba?
Bize ümmetim der misin ya Muhammed Mustafa.
 
Sohbet Tarihi 13/04/1987 Özet