41 yıllık gazetecilik hayatım boyunca sadece iki kamu idarecisi bu hataya düşme gafletinde bulundu. Biri, dava sonucunda direkt makamından olup gitti. Üstelik yanında bir alana bir bedava mülki idare amiriyle gitti. Diğerinin de emekliliği istendi ve gitti. Bunlar ya okumuş cahildi ya da kanun, kural bilmiyorlardı.
Bir köşe yazım sonucunda Ekmeleddin İhsanoğlu`nun avukatı da gözdağı vermeye kalktı ve benden ağzının payını aldı.
5187 sayılı Basın Özgürlüğü Kanunu’nun 3. maddesinde;
“Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” şeklinde tarif edilmekte olup, kamu görevlileri veya kamu görevine talip olanların yaptıkları görevle ilgili eleştiriye katlanmak zorunda oldukları, Yargıtay kararlarına esasen; eleştirinin sert bir üslupla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşmasının, mevzubahis muhabir ya da köşe yazarının amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu olduğu; ancak basın özgürlüğünün belirli ölçülerde abartmaya, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerdiği, gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimlerin polemik niteliğinde olsa da nesnel bir açıklama ile desteklendiğinde bu ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceği; kamu görevinde bulunan veya talip olanların diğerlerine oranla daha sert eleştirilere muhatap olmasının da doğal karşılanması gerektiği (Ceza Genel Kurulu 11/07/2016, 162-182) yerleşik kararının bulunduğu; basın özgürlüğünün, toplumun bilgi edinmesi ve gelişmesi bakımından demokratik hukuk devletlerinde korunması gereken en önemli değerlerden biri olduğu; eleştirilerin subjektif düşünce açıklamaları olduğu, yerine göre olumsuz inanç ve sonuçların dahi açıklanabilmesi olanağını ifade ettiği belirtilmektedir.
Tekzip kanununu da bilmeyen bu okumuş cahillere anlatayım:
Tekzip kanununa göre, haberi yapan gazeteci hatalıysa sözlü olarak tekzip istersiniz. Gazeteci tekzip yapmazsa mahkeme kararıyla tekzip istersiniz. Yine tekzip etmezse bu kez dava açarsınız. Gazeteci haklı olduğuna inanırsa size karşı dava açar.
Yani sosyal medyada veya yine basını kullanarak gözdağı verirseniz bu suçtur.
Sosyal medya yoluyla veya basın yoluyla ilgili gazeteci için “hakkında hukuki işlem başlatılacaktır” diye açıklama yapmak dahi tehdit unsurudur ve haklı olsanız bile yargı önüne çıkan siz olursunuz.
Yani bu işler, son günlerde meslektaşlarımıza sıkça yapıldığı gibi sosyal medyada gözdağı vermekle olmaz. Sıkışınca bunu açıklamak için yine basını kullanmak zorunda kalırlar. Burada iş, meslektaşlarımızın bu durumu gün gelip kendilerinin de yaşamaması için, gazeteciye gözdağı verene karşı tek yürek olarak destek vermektir. (Tabii o gazeteci haklıysa.)
Kısaca; Basın Özgürlüğü Kanunu’nu, tekzip kanununu bilmeyenler koltuklarında fazla oturamazlar. Bir de basını çıkarı ve menfaati doğrultusunda kullananlar vardır ki, gün gelir bu durum açığa çıkınca yargıdan hak ettikleri cevabı alırlar.
Buradan meslektaşlarıma çağrımdır:
Gelin bu bölünmüş derneklere son verip tek vücut olalım.
Gelin bu haksız ve hukuksuz olarak meslektaşlarımıza yapılan sosyal medya saldırılarına birlik içinde cevap verelim.
Gelin gazetecilik etiği dışına çıkanlara, bu mesleği tehdit ve şantaj amacı olarak kullananlara karşı birlik ve beraberlik içinde olalım.
Birlikten güç doğar.
Bu unsurları unutmayalım ki; yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olarak bu mesleği layıkıyla yapalım.
