info@ellidokuz.com
Dolar Alış
:
8.3082
Dolar Satış
:
8.3232
Euro Alış
:
9.6985
Euro Satış
:
9.7160
Aranıyor, lütfen bekleyiniz...
Kül
Yazar
Bünyamin Aygün
Yayınevi
İskenderiye Yayınları
Yayın Yılı
2011
Kül’e dönmüş hayatlar İnsanın gündeminden düşmeyen aşk ve son yılların en kritik gündem maddesi terör, Aygün’ün kitabında harmanlanıyor. Milliyet gazetesi fotomuhabiri Bünyamin Aygün’ün İskenderiye Yayınları’ndan çıkan kitabı “Kül” gerçek bir hayat hikâyesini anlatıyor. Her ne yaşarsa yaşasın insanın gündeminden düşmeyen aşk ve son yılların en kritik gündem maddesi terör, Aygün’ün kitabında harmanlanıyor. Aynı gazetede çalışan acar muhabir Zeynep ve gazetecilikte yapacağını yapmış, emekliliğini bekleyen Tuncay’ın gittikleri bir haberle başlıyor “Kül”. Gencecik yaşında, bir trafik kazısında hayata veda eden 17 yaşındaki gencin ailesinin durumunu gören Zeynep; gazeteciliği, rekabeti kısa bir süreliğine de olsa bir kenara bırakıp gözyaşlarına hakim olamıyor. Ve Zeynep, Tuncay’ın içinde küllenen gazetecilik sevdasını yeniden alevlendirmeyi başarıyor. Bambaşka hayatlar “Kül”ün zaman içinde hareket eden ekseninde, Zeynep ile Tuncay’ın yanı sıra bambaşka şehirlerde bambaşka hayatlarda dünyaya gelen çocukların Doğu’da kesişen hayatları da var: Büyük bir bekleyiş sonucu ailesine mutluluk getiren Aras, dünyaya gözlerini babasız açan Fırat, Antep’te doğan Yusuf... Ve bu üçüyle bambaşka bir şekilde karşılaşacak olan, Doğulu fakir ve kalabalık bir ailenin son çocuğu Miran... Ailesinin gözbebeği olan Aras, birkaç kez gördüğü Sevgi’ye aşık olur. Birbirlerini tanımak için tüm fırsatları değerlendiren ikili; internet, telefon ve mektup dahil tüm iletişim araçlarını kullanmış olsalar da birbirlerini yalnızca bir iki kez görmüşlerdir. Aras askere gitmeden kısa bir süre önce, sevdiği kız ona mektup göndermeyi keser. Aras mektup almayacağını bile bile askerdeyken de Sevgi’ye yazmaya devam eder... Fırat, doğduğu günden beri annesinin umududur hep; mantıklı, zekice kararlar alan, sınavlarda başarı gösteren bir çocuktur. Ancak parasızlık annesiyle Fırat’ın belini büker ve zorlukla kazandığı liseyi para kazanmak için terk eder. Miran’ın ailesi ise işsizlik ve yoksulluktan perişandır; İstanbul’a para kazanma umuduyla göç ederler. Miran küçük yaşında şehir hayatında ezilir, karakollarda günler geçirir ve kader onu dağlara çıkmaya zorlar. Yusuf, Aras ve Fırat’ın askerlikleri, aynı yere, Manisa’ya çıkar. Acemi eğitiminden sonra Şırnak’a gönderilen gençlerin, yol boyunca hissettikleri, hüzün ve dönüşü olmayan bir yola gitmenin korkusudur. 1 Kasım 2005 gecesi, yemekhanede arkadaşlarıyla sohbet eden Aras, onlara kendisine uzun zamandır mektup yazmayan sevgilisinden söz eder. Sevgi’nin geçirdiği kazadan ve sakat kaldığınndan habersizdir. Neden mektup yazmadığını merak eden Aras, arkadaşlarının sevgilisine yaptığı yorumlara kulak asmaz. Gazeteciliğin çelişkisi Bir yandan da Fırat, Aras ve arkadaşlarına hakim olan sebebini bilmedikleri bir fırtına öncesi sessizlik hüküm sürer. Haklıdırlar da... Miran ve grubu, 1 Kasım gecesi Şırnak’ta onların bulunduğu karakola hain bir saldırı gerçekleştirmek için hazırdır. Gecenin içinde birdenbire duyulan silah sesleri, havada uçuşan kovanlar, alev topları bulundukları karakolu yerle bir eder. Aras, annesine son kez telefon edebilmek için tüm olanlara aldırış etmeden, yerde yatan Fırat’ın telefonuna uzanır ve can havliyle numarayı çevirir. Tuncay ve Zeynep’i bir şehit haberi için Levent Camii’nde buluşturan da bu gecedir. Zeynep, genç yaşında hayata veda eden Aras’ın ailesinin durumu karşısında yine duygularına hakim olamaz; ama bu kez Zeynep’i profesyonel olmamakla suçlayan Tuncay da kendini tutamaz. İki gazetecinin de düşündüğü tek bir şey vardır; kısacık hayatların bir hiç uğruna kayboluşu ve bunu haber yapmaktan başka çareleri olmayışı... Bu ülkede gaztecilik yapan pek çoklarının şahit olduğu hikayelerin karması belki de “Kül”... Türkiye’nin son 25 yıldır en önemli gündem maddesine farklı bir bakış..